Filmin başladı da sen neredesin?

Eskiden birileriyle oturup film izlemekten büyük keyif alırdım. En çok da film zevklerimizin birbirine yakın olduğu insanlarla. Birlikte bir şeyler izlemek karakterleri, hikayeyi, farklı bir dünyayı bölüşmek demekti. Aynı anda gülüp aynı anda üzülmek! Ama yalnız yaşamaya başladıktan sonra filmleri yalnız izlemeye başladım ve doğrusunu söylemek gerekirse böylesi daha cazip geldi.

Yalnız yaşama sürecinin ardından filmleri yine birileriyle izlediğim de oldu ve hatta bile isteye! Ama sonra bir şeyi fark ettim. Odada başka biri daha bulununca filmin içine dahil olmak çok zor oluyor. Hem biri varken çenemi tutamıyor, neredeyse her sahnede olaylar hakkında konuşmaya başlıyorum. Yalnızken izlediğimde ise televizyonun karşısında oturup kalmıyor, filmin içine giriyorum. O andan itibaren filmdeki bütün karakterler bana ait oluyor, başkası onları benden daha iyi tanıyamaz. Onu benden önce izlemiş olabilir hatta yüzlerce kez izlemiş olabilirsiniz ama o filmde bulunan her bir karakter yalnız bana ait! Bir şarkıyı sahiplenmek gibi. Üstelik filmin kötü olması da bunu değiştirmiyor. Herkesi kabullenebilen bir yapıya sahip olduğumdan olsa gerek.

Filmdeki bir karakter araba kullanırken hiç beklenmeyen bir anda yan yoldan gelen bir araçla çarpıştığında onunla aynı anda şok geçirip çığlık attığımda ben bile kendime şaşırıyorum. Bu filmle tamamen bütünleşmek! Belki de farklı bir evrene bilinç aktarması. Ya da başka herhangi güzel bir şey! Ama bir filmi izlemenin ötesine geçmek istiyorsan yapman gereken tek şey yalnız olmak ve oturduğun yere çakılı kalıp seyretmek yerine filme dahil olmak! İstediğin an bir filmin içine dahil olabilmek kesinlikle bir yetenek. 

Kendimi iyi hissetmediğim zamanlarda evime gidip yatağa girip bir film açıyorum. Sonra bir film daha... Bir film daha... Bir film daha... Bir film... Gün ışığını görene dek yeni hayatlar, yeni hikayeler, yeni insanlarla meşgul ediyorum kendimi. Bu olduğun yerden uzaklaşmanın harika bir yolu! İnsanın elinde olan birçok yeteneği var. Bunlar ufacık. Varlıklarının uzun süre farkında olmasak da içimizde ve yıllar geçip kendini bir anda anlamaya başladığında küçük gizli yeteneklerinin ne kadar hayat kurtarıcı olduğunu görüyorsun.  Mutsuz olduğunda kendini o çukurdan çekip çıkarabiliyorsan, güçlüsün. Küçük yeteneklerini saklandıkları yerden alıp kullanabiliyorsan hayat kurtarıcısın. Kendi hayatının kahramanısın!

Kendimi sahiden mutsuz hissettiğimde, ölüyormuş gibi hasta olduğum zamanlarda, büyük stresler altında olduğumda, uyuyamadığım anlarda bana iyi gelen belki de tek şey filmler! Kitaplar da tıpkı onlar gibi iyileştirici. Hatta daha yoğun ve ayrıntılı. Tam olarak istediğim kıvamda bir hayatı yaşatıyor. Kitapları mutlu olduğumda, filmleri mutsuz olduğumda arıyorum. Mutlu olduğumda sayfaları çevirip yollar kat etmek isterken, mutsuz olduğumda filmleri birbiri ardına ekleyerek parmağımı bile kıpırdatmadan hayatlar yaşamak istiyorum. Ruh hali karışık bir insanım ben! Kitapları gün ışığı vaktinde okumaya başlayıp bir sonraki gün ışığına ramak kala bitirirken, filmleri karanlık çöktüğünde gün ışığını görene kadar sığınağım haline getiriyorum.

Aslında gün ışığından nefret ediyorum. Sabahları gördüğüm her şeyden nefret ediyorum. Ama uykumu aldıysam yaz mevsimi sabahları kadar içimi enerjiyle ve sevinçle dolduran bir şey yok. O anlarda sahiden bu hayatı yaşamak istiyorum. Ama gün ağrırken yaşayacak bir şeyler bulamadıysam yeniden karanlığın arasına sıkışıp kalıyorum. Belki de o kitaplarda, filmlerde benim asla yaşayamayacağım hikayeler, asla olamayacağım karakterler, asla yürüyemeyeceğim sokaklar ve asla sahip olamayacağım insanlar olduğu için bu kadar sahipleniyorum. Bu fikri ilk defa somutlaştırmış oldum böylelikle. 

Sinemaya da bir türlü yalnız gidemedim. Gerçekten istesem giderdim gibi geliyor. Ama yalnız gitsem ne değişecek ki? Sen yalnız gitsen de salonda sadece sen olmuyorsun. Mutlaka rahatsızlık veren birtakım tuhaf insanlar da sinema salonunda numunelik gibi yer alıyorlar. Tıpkı tiyatroda da olduğu gibi. Telefonunuzdan birkaç saatliğine ayrılamayan bir insansanız sinema, tiyatro gibi yerlere gitmeyin. Her şeyi geride bırakıp sadece filmi yaşamak isteyen insanlara yapılan acımasız bir eziyettir bu! Hani ilk kez alacağın muhteşem tadın bir anda zehre dönüşmesi gibi... Zira o ilk tadı tekrar alamıyorsunuz.

Bir filmin başı, ortası, sonu yoktur. Filmin her yeri filmdir. "Bak! Film esas şu sahneden itibaren başlıyor." diye bir şey söyleyemezsin. Film çoktan başladı. "Başladı!" deyip zirveye koyduğun sahneden önceki sahneler olmasaydı film senin için hiçbir zaman başlamayacaktı. Sadece tadını çıkar. Birilerine filmi sevdirmeye çalışma. Kimse senin gördüğün gibi görmeyecek nasılsa. Belki bir gün. Ama bugün değil. 

Aynı odada bulunmadığın ama aynı anda aynı filmde bulunduğun insanı bulduğun gün. Filme birlikte dahil olduğunuz zaman. Belki de o karakterlerin yerlerine geçtiğiniz an. Bir şeylerin düğümlenmeye başladığı dakika. Geçmiş gün. Yalnız ve yalnız olmadığın bir saat.

Yalnız olmak ve yalnız olmamak arasındaki çizgiler kaç tane? Sayamıyor musun? Sorun değil. Sorduğu soruların cevabını bilmeyen insanlar da var. Bu yanıtlayabileceğim bir soru değil. Çünkü ikisi de aynı şeymiş gibi geliyor. Belki de aynı olduklarını kabullenmek ama doğrusunun hangisi olduğunu bilmemek... Bazı şeyler yarıda kalır.

Bir film kadar uzak, bir kitap kadar yakın.



Yorumlar

  1. Bloğumu tanıtta yazınızı görüp merak ettim de geldim.İyi ki de geldim.Tüm yazılarınızı da okudum ;) İstediği an bir filme dahil olabilenlerden biri olarak, dünya akvaryumunun sınırsızlığa açılmasını isteyenlerden biri olarak merhaba ;) Şansınız açık olsun.Zira okuduklarımdan sonra, tek ihtiyacınız sadece şans diyorum.Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba, iyi ki merak edip geldiniz. Yorumunuzla beni ne kadar mutlu ettiğinizi tahmin edersiniz. :) Bu akvaryumun içinde şanssa bol miktarda ihtiyacım olacak, teşekkür ederim. Sevgiler...

      Sil
  2. Yalnız filme gitmek... Dediğiniz gibi rahatsızlık veren çok oluyor ama tek başına gitmenin tadı bir başka oluyor. Denemenizi tavsiye ederim :)
    İşte ben de günün birinde aynı şekilde sizin hissettiklerinizi hissetmiştim. Bir film değil de bir diziydi ama. Bir bölüm daha bir bölüm daha... Başka hayatları yaşamak, mutsuz olduğumda o diziye koştum her seferinde. Dizi bitti. O gün, sinemaya gitmeye karar verdim tek başıma, gittim. Hatta komik olmamasına rağmen, abartarak güldüm; çok etkilemese de, bu film harika dedim. Güzeldi :) Bana o günleri hatırlattınız, efendim. Kaleminize sağlık! :)
    (Harika yazılarınızla daha çok var olmanız dileğiyle...)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir gün mutlaka bu tavsiyenize uyup yalnız gideceğim sinemaya. Umarım sağduyulu insanlar olur salonda, geçen hafta iki filme gittim ikisinde de bencil insanların gürültüsüne maruz kaldım. Dizide de oluyor bana aslında, ardı ardına biten sezonlar... :) O koştuğunuz diziyi ve yalnız sinemaya gidip izlerken güldüğünüz filmi merak ettim doğrusu. :) Teşekkür ederim, efendim yorumunuzla beni çok mutlu ettiniz. Sevgiler...

      Sil
    2. Film: Casuslar Köprüsü idi, yanlış hatırlamıyorsam
      Dizi: How i met your mother
      Teşekkürler benden, efendim :)

      Sil
    3. Filme bakacağım ama dizinin HIMYM olduğunu tahmin etmiştim. Çünkü benim de mutsuz olduğumda açtığım ilk dizi. :)

      Sil
    4. Aynı şekilde, efendim. Hatta yeniden başladım diziye :D

      Sil
    5. Yeniden keyifle izleyin o vakit. :)

      Sil
  3. Hiç bir sinemaya yalnız gidemedim. Neden bilmiyorum. Oysaki tek başıma film izlemeyi de çok severim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir gün mutlaka yapmalısınız, siz de ben de! :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sezen'le konuştum: "Bekle." diyor.

Vincent van Gogh’u Anlamak

Konuşamadıklarımızdan mısınız?