Noktasız Sonsuzluk

Resim
Haziran bitiyor. Dur, bitme! Sen bitmeden söyleyeceklerim var. Dinle!

Biz işte bu yüzden ölüyoruz. Birbirimize bakmıyoruz. Telefonlarımızın, bilgisayarlarımızın şarjları tükenirken bizimki de tükeniyor. Ama biz elektronik cihazlarımızı taktığımız gibi bir şarj cihazıyla kendimizi de prize takamıyoruz. Bunu yapamıyoruz ama hala birbirimize bakabiliriz. İşte o zaman şarj olmaya başlayabiliriz. En azından bir yaşam belirtisi gösteririz.
Ben ışıklara bakmak istemiyorum. Şu havai fişekler var ya, hiçbir zaman ilgimi çekmedi. Benim derdim hep insanlarlaydı. Çünkü öyle bir zamanına tesadüf ettim ki insanlığın... Kendisine bile sadece aynadaki yansıması aracılığıyla bakan bir insanlığa denk geldim. Dünya'ya bakınca gözü bozulan bir insan yığınının ortasına düştüm. (Evet, Dünyaya değil Dünya'ya! Gezegen olan hani!)
Hep şikayet ediyorum. Değil mi? Kendim çok mu farkındayım bir şeylerin? Bilmiyorum. Ama insan şikayet etmeden yapamıyor galiba. Bir şeyler beni huzursuz ediyor. Bunların fa…

Zamana Bıraktığımız İnsanlar

Yaşamaya başladığımız andan itibaren kendimizi de yavaş yavaş zamana bırakmaya başladık. Günlerimizi, yaşlarımızı ve bizi biz yapan birçok şeyi de onlarla birlikte bıraktığımızın farkına varamadık. Bir konuyu, bir gidişatı, bir meseleyi, bir işi, bir ilişkiyi ya da bir insanı zamana bırakmaya karar verdiğimiz an hayat üzerimizdeki fazlalıkları fazla fazla alıyor. Geriye kalanlarla çok eksiğiz.

Oysaki insan zamana bırakılası bir varlık değildir. Kırılır, üzülür, yıpranır, yaşlanır ve ölür. Hatta bazı insanlar yaşlanmadan ölür. Varlığı erkenden yokluğa karışır. Zamanın boşluğunda kaybolur. Bir insanı zamanın içinden çıkarıp almak mümkün değildir.

Zaman öyle derin bir kavram ki... Tutsan tutamazsın. Ne durdurabilir, ne ilerletebilir ne de geriye doğru sarabilirsin. Üzerimize basıp geçtiği anlarda fark etmesek de zamanın sonunda ne denli ezildiğimizi anlarız.

Bir insanı bıraktığınız zamana geri dönemezsiniz. Kaldığınız yerden devam edemezsiniz ve yeniden başlayamazsınız. Çünkü zaman sıfırlanamaz. Kaldığınız yerden devam etmek için çaba gösterseniz de yemeğin soğuduğunu fark edersiniz. Yemeği ısıtayım, deseniz de onca zamanın ardından tadının ne denli bozulduğunun farkına varırsınız.

Boşuna dememiş Zarifoğlu; "Aşk duraksar ve yara alır." Aşk, zamanla duraksar. Zamana bıraktığımız insanlara artık sadece uzaktan bakabiliriz. Hala çok güzel, hala çok asil. Ama yaralı. Tadını tuzunu geride bırakmış zamanın ortasında yürüyor. O da tıpkı sizin gibi sadece bakıyor. Ama yol aynı değil. Çünkü biz bırakılacak en son şey olan insanı zamana bıraktık.

Yorumlar

  1. "Kırılır, üzülür, yaşlanır ve ölür."
    Yaşadığını zanneder bazıları da ama yaşamaz. Ve en kötüsü de kendini zamana bırakanların yaşadıklarıdır belki de... Bana pek çok şeyi hatırlatan bu yazı için, teşekkür ederim, efendim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Ya zaman da bize bırakıyorsa?" diye bir şey okudum dün. Öyle bir yaşamak işte. Bu değerli yorumunuz için esas ben teşekkür ederim, efendim. Sevgiler... :)

      Sil
  2. Zaman bizi bırakmıyor aslında O tik taklarını geçişlerini biliyor İnsanoğlu bunu kullanırken Hoyrat Kıymet nedir bilmeden hemde neyse içsel sıkıntıya sokmadan güzel paylaşım olmuş derim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tik tak tik tak. Çok teşekkür ederim bu içten yorumlarınız için. :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Vincent van Gogh’u Anlamak

Kendini Sıfırlayan Adam

Sezen'le konuştum: "Bekle." diyor.

Konuşamadıklarımızdan mısınız?

Tuşların Tıkırtısı: Tak tak taka tak!