Hayatsan Hayatlığını Bil

Sen iyiysen iyiyim, kötüysen kötü. Ama kış geliyor biliyor musun, bir yandan mutluyum bir yandan da içimde huzursuzluk kırıntısı, nedense. Bazen nedenini bilmediğimiz sıkıntılar doluşur içimize. Ama tamamen nedensiz olduğuna inanmıyorum. Henüz bilmediğimiz nedenler hakim üzerimizde. Yılın en sıcak mevsiminin en sıcak ayında doğmama karşın yılın en soğuk mevsiminin en sert geçen zamanlarını seviyorum. Şimdi ise kışın gelişi bir yandan içimi sarıp ısıtırken diğer yandan soğukluğunu yüzüme çarpıyor. Kış, sonbaharın içindeyken bile geleceğini fazlasıyla belli ediyor. Yakında koşup sarılacak bana.

Kendimi hiç iyi hissetmiyorum, diye sayıklıyorum. Hiç iyi hissetmiyorum. Kahvaltı yapıyorum; yemek gelmiyor içimden, mutsuzluğa dair bir şeyler birikmiş içime. Dışarı çıkıp hayatı yaşamak istiyorum ama kapana kısılmış gibiyim çıkamıyorum. Biliyorum sen de benzer şeyler hissediyorsun ama birine söylemezsem patlayacağım. Hiçbir şey yaşamıyorum, hiçbir şey. Kitap okumak istiyorum ama mutlu değilim, film izlemek içinse içim rahat değil. Sanki bütün bunlar olurken bir şeyleri kaçırıyormuş gibi hissediyorum. Sahiden, ben uyurken bile bir şeyleri kaçırıyormuşum gibi hissedip uyuyamayan bir insanım. Bir şeyler yapmam gerekiyor ama yapacak bir şeye sahip olamıyorum. Belki de çıkıp sokaklarda dolanmalı. Hem de yağmur yağıyor biliyor musun? Toprak kokusu yine sardı her yanımı, en sevdiğim koku. Yağmur tanelerini yüzümde hissetmek istiyorum ama dışarıya adım atmak var işin ucunda. Çok basit aslında. Ama içimden bir şey gelmedikten sonra yapmanın anlamını bulamıyorum. Belki de içimde bir yerlerde ama tamamen dışıma atamıyorum.

Hayat o kadar dolu ki! Sadece biz kendimizi boş tarafına atıyoruz. Yaşamaya kalksak çok dolu şeyler yaşayacağız. Ama korkuyoruz. Belki üşeniyoruz. Belki de çok aptalız ve dolu tarafa adım atmayı aklımızdan bile geçirmiyoruz. Dolu taraflarına bastığımda ayak seslerimi sen bile duyacaksın hayat! Böylelikle varlığımı kavrayacaksın. İçinde olduğumu anlayacaksın ve artık beni görmek isteyeceksin. Ben de buradayım, hey! Duy beni! Çocuğuna bakan ama onu bir türlü göremeyen bir ebeveyn gibisin. Bana biraz sahip çık da ayağımın altındaki buzları temizle. En azından düştüğümde tut. Tutmazsan ayağa kalkmamı söyle. Hemen! Çünkü içindeyim ve zararım sana.

Neden tutmuyorsun? Yoksa kırıntılarından mı oluşturdun beni hayat? Eğer öyleyse ve ben kırıntılardan oluşmuş bir insansam mucize olmalıyım. Bir mucize ancak kırıntılardan oluşur. Senin kırıntıların bile mucizelere sebep olabiliyor. İstesen birçok cansız nesneye can verirsin. İstersen mutluluğun tadına baktırır, istemezsen acının koynuna yatırırsın. Mutluluğun koynuna yatamıyoruz, tadına bakmakla yetiniyoruz sayende. Çünkü mutluluk damağımıza yerleşemeden hayat kıskançlıkla yamacımıza yaklaşıp acıya çeviriyor yüzümüzü.

Hayat, bazılarımıza evlatlık muamelesi yapan bir anne gibisin. Bir parça daha eklersen kendine belki o zaman mükemmel olabilirsin. Ama yapmazsın. Çünkü yolunda gitmeyi sevmeyen bir macera tutkunusun. Rayından çıkmak için istekli davranan bir tren gibisin ve vagonundaki hiçbir yolcu umurunda değil. Çünkü yaşamak istediğin ne varsa bizler üzerinden yaşıyorsun. Birer piyon gibi kullanıyorsun bizi. Milyonlarca insan barındı içinde ve sen hala doymadın mutsuzluğa. Oysaki mutsuzluktan haz duyan da bizdik değil mi?

Bunca soyutluğun içinden çıkarıp seninle konuşuyorum hayat. Seni somutlaştırıyorum bak! Hem de yazarak! Bazen insanların sana çok yüklendiğini ve haksızlık ederek sövdüğünü düşünürdüm ama biliyor musun sana sövmek fazlasıyla rahatlatıcı. Hem seni parmaklarımın ucuna sığdırıyorum, daha ne istiyorsun? Zaten ben sığdırmasam bile sen bütün harflere dahilsin. Hayatsın sen ya! Hayat! Neyi ifade ettiğini de bir zahmet biliyor ol! Tabi ki biliyorsun, şu yaptığıma bak. Tıpkı bir deli gibi davranıyorum. Hayatla konuşan her insan gibi.

Hayat bazen çok geç midir? Yoksa elbet de geçer mi? Belki her şey tam zamanında oluyor. Belki de ben erkenden esiyorum hayata. Gün ışında kavrulan bir kum tanesi olabilirim. Gökten süzülen bir kar tanesi de olabilirim. Bazı zamanlarda ben yalnızca yağmur olup yağabilirim. Bir an gürleyip bir an sel olabilirim. Hayatın tadını almak istercesine hayallere dalabilirim. Alamadığım nefesler üzerine bahisler kurabilirim. Hayatım birkaç cümleden, birkaç kelimeden ve hatta birbirinden ayrı birkaç harften ibaret olabilir. Hepsi anlamlı bir cümle oluşturabilir ve ben de bir hikaye yazabilirim. Gözlerimi kapatınca her yerde olabilirim; bir an ıssız bir ara sokakta, bir an bilmediğim bir evi keşifte, bir an uçarak şehri turlayabilirim. İstediğim okyanusa gökyüzünden atlayarak dalabilirim ve istersem o okyanustan hiç çıkmam. Belki de çıkmamalı. Kalmalı. Bir okyanusun içindeki balık gibi kopmalıyım kara parçalarından! Hayattan kopmak mümkünse eğer suyun altında kalmalıyım. Fakat balıklar da hayata dahil! Peki kimin bu hayatlar? İşine gelince beni vagonundan atmayı biliyorsun da bir tane soruma cevap vermeyi bilmiyorsun.


Ses tellerin mi koptu hayat? 

Yorumlar

  1. Hayat benzetmeleriniz o kadar sade ve güzel ki... Sanki herkesin düşündüğünü ama tarif edemediklerini yazmış gibisiniz. O trenden atlamayı düşünüyorum bazen. Kaleminize sağlık, harika bir yazıydı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siz hayata meydan okumayı iyi bilirsiniz. O trenden atlamayın, hatta inadına sımsıkı tutunun. Teşekkür ederim. :)

      Sil
  2. Hayatımda gördüğüm, okuduğum, duyduğum en anlamlı ve güzel hayat yazısı. Cuk oturdu her yere bu yazı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu samimi, çok değerli yorumunuz için teşekkür ederim. :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tuşların Tıkırtısı: Tak tak taka tak!

Vincent van Gogh’u Anlamak

Farkında mıyım?