Kusursuz Manyaklık

Her tarafın karanlık olduğu bir zamanda kendi kendime fısıldadım:
"Geçecek."
Sonra: "Geçene kadar nasıl ölmeyeceğim." diye düşündüm.
Tekrar fısıldadım. 
"Geçecek."

Çünkü kendime geçeceğini söyleyerek o delikte nefes almaya devam edebiliyordum. "Geçecek." diye fısıldadığım her tekrarda karanlıktan çıkma çabamdan vazgeçmekten vazgeçiyordum. Çünkü asla geçmeyeceğini hissettiğim şeyin bile asla geçmeyeceğini anladığım zamanda dahi karanlığıma süzülen ışık büyük bir adımdı. O büyük adımı atmak için milyonlarca kez inanarak, "Geçecek." demem gerekiyordu. Diyebilirdim. Geçecek çünkü.

Kendi ellerimle kollarımı sıkıyorum, kendimi tutuyorum, daha da sıkıyorum, sarsıyorum. Birkaç su damlasına karşı koyuyorum. Ağlamak, ne büyük kaçış. Korku dolu pes ediş. Bedenini oluşturan bütün tuğlalarla birlikte asfalta yığılıp turuncu tozlar haline gelmek. Bütün yakıcı maddelere kollarını açmak, ağlamak. Fakat sonunda, "Geçecek." diyebileceksen güç kaynağı. Başını iki yana sallayıp ağlamak değil bu. Bu, başını aşağı yukarı sallayıp, saçlarını kulaklarının arkasına sıkıştırıp, yanaklarını elinin tersiyle silip ağzından çıkan yedi harfli kelimeye inanmak ve fısıldamak: "Geçecek." Yedi. Dudaklarımın arasına sıkıştırdığım yedi harf birleşip halat uzattı o delikten içeri, kurtardı beni, bütün deliklerden. Yedi harf. Sımsıkı tutunduğum bir halat oldu karanlık zamanlarda. 

Her zaman güçlü olmak zorundayız. En büyük baskımız. Geçmesi için gereken bir bilet; güçlü insan olmak. Beynimden sıyırıp atmak istiyorum karanlığı. Bu yüzden soluğum her kesildiğinde, "Geçecek." diye fısıldıyorum. Yine de karanlığı bir türlü sıyırıp atamıyorum, beynimin bir köşesinde yapış yapış duruyor. Fakat bir umut. Ben her gün umut ediyorum. Ben her gün umut etmesem umutsuz bir insan olurum. Umutsuz insan olur mu? Cansız bir nesnenin bile bir yerinde umut yaşıyor. Bir kitap. Her yerinden umut akıyor. Mükemmel bir umut değil.

Hiçbir şey öyle mükemmel değil. Zaten olması da gerekmiyor. Kusursuzluk gerçek değil. Samimiyet ise gerçeklik istiyor. Mükemmellik düz bir yalan. Sağı solu yok, kıvrımları yok. Çünkü kusursuz bir yol. Dümdüz başlıyor ve dümdüz devam ediyor. Zirveye gelene kadar yürüyor ve orada duruyor. İleri gitmiyor. Geri gitmiyor. Eğer mükemmel tükürüyorsa onu da yalamaz. Ama atlamaz da. Geldiği noktada durmak için etrafını yakıp yıkar ve bir tek o sağlam çıkar. Kusursuz manyaklık.

Peki bunun yedi harfle ne alakası var? Çok alakası var. Aslında her şeyin o yedi harfle alakası var. Birinin çıkıp mükemmel insanlara, "Atlamazsan mükemmel değilsin." demesi lazım. Çünkü mükemmelin bile biraz gaza ihtiyacı var. Biraz da gerçeklere. Birinin de onun kulağına yaklaşıp, "Geçecek." diye fısıldaması lazım-Ki etrafını dağıtırken kendini de dağıttığını, inatla durduğu zirvenin aslında bir uçurum olduğunu görsün.

Ben hayatım boyunca her gün mükemmel olmaya çalıştım. Bir gün bile olmadım. Üstüme saçma sapan stresler yapıştırdım. Birini bile hafife almadım. Geçecek'lerim hep bu yüzden. Saçma sapan bir işi elime aldığımda bile deli gibi uğraştım eksiksiz, hatasız olsun diye. Ama mükemmel olduğuna emin olduğum bir şeye bile geri dönüp baktığımda ayrıntıya gizlenmiş hatayı buldum.

Bir sabah parktaki yürüyüş yolundan yürüdüm, sonra akşam dönerken insanların çimleri ayaklarıyla çiğneyerek açtığı yola daldım. Sözde yolumu kısalttım. Ben oraya bassam da basmasam da mükemmel değilim. Fakat mükemmellik de ayrıntıda gizli. Eğer varsa. Sabah basmadığım çimenlere akşam bastım. Orada öyle bir yol yoktu. Biri çimenlere bastı. Sonra diğeri bastı. Sonra öteki. Sonra... Bastılar işte. Sonra ben bastım. Ben çimenlere bastığımda çok utanırım. Etrafta kimse yoksa, çimenlerden utanırım. Birileri olsa yine sadece çimenlerden utanırım. İnsanların üstüne basmadım çünkü. Fakat nedir bu kadar beni baskılayan? Kendi yarattığım suçluluk duygusu. Her olaydan kendime suçlu ünvanını layık gördüm. Mükemmel manyaklık. Evet, elde ettiğim tek şey buydu.

Aslında aklıma taktığım bir raptiyeydi mükemmellik. Olmayacağımı biliyordum, çünkü mükemmelliğin manyaklık olduğunu düşünüyordum. Olasılıksız manyaklık. Ama kendimi umutsuz bir savaşa sokmaya bayılıyordum. Sonucunu bilip yine de mükemmelin o uçurumuna yaklaşmaya çalışıyordum. Etrafımı yakıp yıktım. Ta ki yalnız ben kalana dek.

Atladım mı? Atladım, atladım. Yükseklik korkum yok neyse ki. Gerektiğinde bir uçurumdan bile atlamak lazım. Biraz yüzdüm ben de, rahatladım. Kağıt parçaları, insan parçaları, resmiyet parçaları, yalan parçaları, stres parçaları, ego parçaları, his parçaları, hata parçaları, yargı parçaları arasında yüzdüm. Bunları say say bitmez. Sonra o uçurumdan benimle birlikte atlayan biri daha olduğunu fark ettim. Kulağıma fısıldayan biri. Sürekli kulağıma fısıldayan biri. Aslında kendi kendime fısıldayıp durduğum o yedi harf hep onun gazlamasıydı. Kim olduğunu bilirsin sen.

İ.D


Yorumlar

  1. Her paragrafta ayrı bir anlam, ayrı bir derin düşünce.
    O mükemmel manyaklık, çimenler... Hele öyle bir söz var ki, "aslında aklıma taktığım bir raptiyeydi mükemmellik.". Kendimi gördüm, bir solukta okudum. Evet, mükemmelliğin de gaza ihtiyacı vardır onun bir uçurum olduğunu anlamak için. Evet, bir zamanlar çimenlerden ben de utanırdım. Ve evet, geçecek.

    Kaleminize sağlık, efendim, beni düşüncelere daldırdınız; atladım... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, yorumunuz çok değerli. Ayrıca çimenlerden utanan bir insan daha olması da beni çok mutlu etti. :)
      "Bu da geçer, neler neler geçmedi ki..."
      Atlarken bir yerinizi incitmediniz inşallah! :) Sevgiler...

      Sil
    2. İncitmemeyi çok isterdim... :)
      Teşekkürler benden, efendim :)

      Sil
    3. En azından atladınız, yüzdünüz, efendim. :)

      Sil
  2. Geçecek demek büyük özveri, güven halidir. Aslında bir nevi zorluğun içinden kurtulma belirtisi, hani derler ya bir ışık, bu mağradan, bu açmazdan çıkabilmek için bir ışık, bu yazıda bu açmazlardan çıkmanın yoluna ışık tutmuş...
    Emeğine sağlık...

    YanıtlaSil
  3. İnsan, tutundugu umudu kadar yasar hayati. Ne az, ne fazla... Esen meltemler bile sallamaya yeterken bazilarini, sizin firtinalar karsisinda yere daha saglam basma cabaniz takdire şayan. Yaziniz icin tebrik ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu güzel ve değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Sevgiler...

      Sil
  4. Elinize emeğinize sağlık :)

    www.bilgikumbarasi.com

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tuşların Tıkırtısı: Tak tak taka tak!

Vincent van Gogh’u Anlamak

Farkında mıyım?