Hayatımın Sırlar Odası


HSO: Evren kadar büyük.

Çok iddialı olmayacaksa bir şey söylemek istiyorum. Bak yine çekindim. Yine de söyleyeceğim. Hayatımı hep diğer insanlardan farklı olduğumu hissederek geçirdim. Çocukken rüyalarımı kimseciklere anlatmazdım. Çünkü her gün gördüğüm kabuslar benim için sıradandı. Zaten herkes bu tür şeyler görür, diye düşünüyordum. Bu konuda yanlış bir fikre kapıldığımı büyüyüp kabuslarımı insanlara anlattığımda fark ettim.

Çocukluktan itibaren, hatta belki de bebeklikten, ana rahminden itibaren (Her şeyi fetüslüğüme kadar indirgemesem olmaz.) her gün rüya, aslında kabus görmediğim bir günüm dahi olmadı. Bazı zamanlarda çok ileri düzeyde uyku problemi yaşadım ve bir dönem "depresyon" denen o iğrenç şeyi keşfettim. Açıkçası şimdiye kadar keşfettiğim en iğrenç şeydi. Oysaki biri bana depresyondan bahsetse kale bile almazdım.

Uyumak istemiyordum. Çünkü gerçek olduğunu bildiğim kabuslar görüyordum. Ruhumun bir şeyler tarafından çekildiğini hissediyordum. Uyku sırasında gözlerimi araladığımda tuhaf yaratıklar, çeşitli halüsinasyonlar görüyordum. Görüyorum! Çocukken dolabın üstündeki cismi bir fareye benzetmek herhangi bir insanın bir cismi bir şeye benzetmesi gibi bir şey değildi, benim için. Korkutucu ve sıra dışıydı.

Uyurgezer olup evden çıkıp sonra da geri dönüp kapıyı çalıp sakin sakin içeri gidip yatağıma yattığım için kilitlenmeye başlamıştı kapılar. Fakat bu kez de kapının kilitli olduğunu bildiğim için tekrarını yapmadığım gerçeği. Sonra yalnız yaşamaya başladığım evde soğuk bir kış gecesi uykudayken yorganımı gayet özenle katlayıp kanepeye bıraktığımı ve üzerime incecik bir battaniye aldığımı fark ettim, sabah donarak uyandığımda. Onu da bir kez yaptım zaten. Bir şeyleri fark ettiğimde içimdeki diğer ben, beni şaşırtmayacağı için duruyordu belli ki! (İçimdeki Dedektif'e selamlar!)

***

Rüyalarımda rüyada olduğumu biliyorum, az sonra uyanmak istersem anında kendimi uyandırıyorum, uçmak istersem uçuyorum. Ama bir gün izlediğim yabancı bir dizide insanların rüyalarında okuyamadıklarını öğrendim, bunu araştırdım ve bilinçaltım buna takmış olacak ki artık rüyalarımda okumaya çalıştığımı fark ettim. Bir süre sonra çabalamadan okuyabiliyordum. Sonra ise rüya ile gerçeğin ayrımını yapamama korkusu yerleşti içime. Korktuğum başıma da geldi(klasik). Yüksek bir yerden atlamak üzereyken: "Rüya bu, atla gitsin." dedim kendime. Tam atlayacaktım! İçimden bir ses: "Ya değilse?" dedi. Sonra: "Rüya işte!" deyip atlama hamlesinde bulundum. Bir an durdum: "Sanırım değil!" deyip geri çekildim. Daha önce hiç olmayan bir şeydi. (Rüyaydı.)

İtiraf etmeliyim ki her uyandığımda şiddetli bir trafik kazasından çıkmış gibi bir halim olsa da bazen o kabuslar bile hoşuma gidiyor, beni farklı bir bilim kurgu evrenine götürüyor çünkü. İstediğim bir hayatı vaat ediyor.  Bitmesini istemediğim rüyalarımı saatlerce devam ettirebiliyor, hatta istersem rüyalarımı değiştirip kurgulayabiliyorum. Bir gün insanların bunları yapabilmesinin normal olmadığını ve herkesin bunları yapamadığını öğrendim. İnsanların gözlerini kapatıp hiç bulunmadığı yerlerde var olarak, bir nevi hayal kurarak var olabilirliği olağanüstü bir durumken bu benim sıradanlığımdı. Hem artık gözlerim açıkken de olduğum yerden sıyrılabiliyordum. Bazen bunu kontrol edemiyordum. Daha doğrusu farkında olmuyordum. İnsanlarla konuşurken birkaç dakika sonra olduğum yere döndüğümde kafa karıştırıcı oluyordu ama fark edilmiyordum bile. Toparlamaya çalışıyordum kaybettiğim ya da kazandığım o birkaç dakikayı. 

***

Artık gözlerim açıkken de yapabiliyorum. İstersem aya gidiyorum, istersem Hollanda'da bir çiftliğin tarlaları arasında dolaşıyorum. Bazen çok gerçek oluyor ve insanlarla yüz yüze geliyorum. Daha önce görmediğimi sandığım insanlarla. Bu yorucu ve yıpratıcı oluyor. Çoğu zaman 9'dan fazla katmanlı rüyalar görüyor ve uyandığımda çıldırıyorum, çünkü uyanamıyorum. Ağlamak ve çığlık atmak istiyorum. Gözlerimi her açtığımda aynı şey ve sahiden açtığımda da aynı şey oluyor! O anlarda çok uykum olmasına rağmen geri yatmaya korkuyorum. Çünkü katmanlar artarak devam ediyor. Sanki ruhum parçalara ayrılıyor. 

Sabah olduğunda her yerim ağrıyor ve hiç uyumamış kadar yorgun oluyorum. İnsanlara bunları anlattığımda çocukken anlatmama kararımın ne kadar doğru olduğunu anladım. Fakat artık anlatmak istiyordum, tutamıyordum. İnsanlar anormal varsaydıkları insanlara ucubeymiş gibi bakarlardı. Öyle de oldu. Oysaki ucube güzel bir kelime. İçine katılan çirkin anlamlara inat! Bunların hayal ürünü olduğunu düşünmekte ısrarcıydılar. Her şey bir kenara sahiden üzüldüğüm tek şey, anlamıyor olmaları değil, inanmıyor olmaları. Sürekli bir şeyleri kafama taktığımı ve bilinçaltıma işlediğimi ve bu yüzden kabuslar gördüğümü söyleyip durdular. Tamam, sizin dediğiniz gibi olsun, ama bu onların olmadığı anlamına gelmez, diye bağırmak istiyordum. Bağırdım. Susarak. Gülerek. Ucube bakışların karşısında kollarımı birbirine sararak. Durdum.

***

Çığlıklar atarak uyanabilirim, her sabah göz kapaklarımı açtığımda halüsinasyonlar görebilirim, rüyalarımda okuyabilirim, insanlar tarafından ucube olarak görülebilir ve bunun acınası bir şey olmadığını bildirerek farklılığımı kabullenebilir ve hatta sevebilirim. Çok rahatsız edici fakat bir o kadar farklı bir yaşam vaat eden bir durum. Rüyalar beynimize tutuşturulan en güzel gerçeklik, en sağlam sığınak, en olağanüstü yerleşke! Ama hayatımı tamamıyla kaplayan bir soru vardı.

Nedendi?

***

Ben küçük bir insanken var olan bütün insanların sadece ben onlara baktığımda var olduklarını, ben baktığımda hareket ettiklerini, ben dinlediğimde konuştuklarını ve onlara bakmadığım anlarda durduklarını, varlıklarının olmadığını düşünürdüm. Dışarıdan bir ön yargı patlat hadi insanoğlu! De ki: "Dünya senin etrafında dönmüyor!" Sahi! Dönmüyor değil mi? Fakat ben yalnızca dünyayı algılamaya çalışıyordum. Sadece bunu biraz farklı yapıyordum, o kadar.

Belki bu gerçeklikte bir şey ifade etmiyor, peki ya diğer gerçeklikte?
Sır: Saate bak! Beynim sus da uyuyalım.

Yorumlar

  1. Sayfanızın üzerindeki Amelie resmi sizi takip etmem için yeterliydi. Yazılarınızı okuyunca yanılmadığımı anladım. Kaleminize sağlık:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu duyduğuma sevindim. Teşekkür ederim. :)

      Sil
  2. Efendim, bu kötü bir şey değil ki... Bu muhteşem bir yetenek. Okuduklarımdan anladıklarım yanlış değilse, siz astral seyahat dedikleri şeyi yapmakla kalmıyor, bunu rüyada olmadan da gerçekleştirebiliyorsunuz :)
    Keşke ben de böyle bir yetenek olsaydı... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Elbette, değil. Fakat anlaşılmamakla derdim vardı, efendim. :) Evet, astral seyahat ve evet rüya dışında da. Bence rüya görmek de bir yetenek ve bu geliştirilebilir, sık sık kabus gören biri olduğunuzdan dolayı sizin için bu mümkün, efendim. :)

      Sil
  3. of biz farklıları kimse sevmiyor galiba :(
    ya bi de ben blogumda yılın kitabı etkinliği başlattım sen de yorum yapersan sevinirim mutlu olurum :))))))))))))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorum için teşekkür ederim. Mutlaka bakacağım kitap etkinliğine. :))

      Sil
  4. Ne kadar da samimi bir yazı böyle ağzınıza sağlık :)

    YanıtlaSil
  5. Okurken acaba mı dedim ama sonlara doğru iyice yerleşti kafama. Acaba gerçekten de rüya olmayabilir mi? Belki siz ''astral seyahat'' dedikleri şeyi yapıyorsunuzdur. Olamaz mı, olabilir valla.
    Çok özendim demesem yalan olacak. Özendim size. Gerçi üzerinizde bıraktığı ağırlık ve yorgunluk zor olmalı tabii.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, astral seyahat. Hiç özenmeyin, rüyalar kafi gelsin, o yorgunluk, uykusuzluk eziyet gibi, diğer yandan güzelliği cezbetse bile. :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sezen'le konuştum: "Bekle." diyor.

Vincent van Gogh’u Anlamak

Konuşamadıklarımızdan mısınız?