%60 öldüm.

Sabahlardan nefret ediyor muyum sahiden?

Sabah 09:00'da uyanıp kahvaltı hazırladığım günleri özlemeye başladım. Kahvaltıdan ziyade mutfağa gidip pencereyi açınca yüzüme vuran güneşle birlikte inanılmaz bir mutlulukla dolup gülmeye başlamayı özledim. Düşüncesi bile gülümsetmeye yetiyorken neden sabahlardan böylesine koyu bir nefretle bahsediyorum? Çünkü sade. Uykusuz uyandığım sabahlarda bütün dünyadan, her şeyden, herkesten nefret ediyordum. Ta ki... Şaka şaka, hala ediyorum.

Şu an saat 06:10. 2 saat önce saat 04:10'du ve kalkıp komodinimin tozunu aldım. Çünkü sabahları ve öğlenleri uyanık değilim artık. Birkaç haftadır. Uykum önce saat 4'e sarktı. Sonra 5'e sonra 6'ya, şimdi de 7 ve buçuğa. Uyanmaya çalışınca ise göz kapaklarım bir tuğlaya dönüşüyor. Açarsam kırılacakmış gibi.

Bu saatlerde geliyorlar bana. Hafiften uykum geldi ya, hemen yazasım da geliyor. Sonra diyorum ki, tamam yazayım yatarım. Ama o iş öyle olmuyor. Yazmayı bitirince uyku falan kalmayacak yine. Ya bir film açacağım ya da beyaz tavanı seyre dalacağım. Arada bir yanı başımdaki pencereyi de açıp hava alırım. Pencere ne kadar açık kalırsa kalsın kapattığım anda içeride oksijen kalmamış gibi hissederim yine. Ama üşüyorum. Ama nefes alamıyorum. Ama planlar tamam.

Her Kasım sesim beni terk ederdi. Son 2 senedir olmuyor hayret! Ama son 2 senedir Kasımdan sonra uykularım sarkıyor. Hayret! Aklımda birkaç şey varken hepsini bitirmeden kalkıp yemek yemeye gidemiyorum, uyuyamıyorum. Ne diyorum? Yazasım bitti sonra devam edeceğim. Uyku.

***

Sonra

Hatta bir hafta sonra...

Yine bir sınav haftasındayım. Değerli finaller! Sınav takvimini açıp baktığımda mutluluktan havalara uçtum, bütün sınavlarım akşam sınavıydı ve sabahın köründe İstanbul'dan Kocaeli'ye onca yolu tepmek zorunda kalmayacaktım. Ta ki, son anda ortaya çıkan bir öğlen 13:00 sınavına kadar. Neyse, dedim, alt tarafı bir tanecik ne olabilir ki?

Neler olmadı ki! 1 saat erkenden çıktığım yolda kaza oldu, akıllı telefonum aklını kaybetti ve bozuldu, 1 saatim trafik canavarları tarafından yendi. Sınava 5 dakika kala kampüsten içeri girmeyi başardım fakat A ve B bloklarının tuzağına düşerek yanlış blokta olduğumu anladığım anda diğer bloğa koşarak gitmeye karar verdim. Ama arasındaki mesafe 10 dakika! Ben gidene kadar sınav bitecekti. Telefonum da yoldayken garip bir şekilde bozulmuştu ve çok sevdiğim kol saatim de esrarengiz bir biçimde ortadan kaybolmuştu, koşarken denk geldiğim öğrencilere saati soruyordum. Sonuncusunda saatin 13:11 olduğunu öğrendim.

Suratım tahminlerime göre öncelikle sarı, sonra turuncuyu atlayarak acele bir kırmızı ve sonunda da moru sahiplenerek renkten renge girdi. Merdivenleri çıkarken dedim ki, tamam öldüm, şuraya bayılacağım, sonra kafamı iki yana salladım, hayır, dedim, ciğerler dayanın! Devam ettim. Sınıfa girdim ama araştırma görevlisi sınavı bitirdi ve profesörün odasına yollandım. Vizelerde de böyle blok karışıklığı yaşandığı ve takvimde blok belirtilmediği için affedildim, fakat %60 öldüm. Çünkü final %60 etkiliyordu. 

Bu çok sevgili güz döneminde sürekli dilimdeki tüyü bitiren cümle ise şu oldu: "Ders bırakamam, mezuniyetim yanar!" Bitirmek için esasında 1 yılım daha var fakat o konuya hiç girmeyelim, zira çok karışık ve ben okulu illa bu yıl bitireceğim diye kredileri zorlaya zorlaya bu günlere geldim ve kredimde artık bir kredilik yer bile kalmadı. Büt'leri de sevmiyorum ama zora gelince sarılırım o ayrı.

***

Daldan dala atlamayı ve ben buraya neden çıktım, niye çıktım, demeyi de bu aralar çok sever oldum sevgili Kardan Okur. Belirli bir noktada kalmayı beceremiyorum bir türlü. Çok büyük şeyler anlatmak istiyorum ama olmuyor. Aslında taslaklarda var öyle bir şeyler ama "Yayınla" butonuyla gerilimli bir bakışma töreni yapıp duruyoruz. Mesela bir şarkı açıyorum ben, yoksa yazamıyorum, tıkanıp kalıyorum. Tıkandığım anda birkaç dakika sonra şarkının durmuş olduğunu ve bu nedenle yazamadığımı fark ediyor ve şarkıyı tekrar başa sarıyorum. Okurken de bu böyle devam ediyor.

Dün kar yağdı buralara. Ama bayağı yağdı. Devam da ediyor. Dışarı çıkıp kar topu oynamak ve kardan adam yapmak istiyorum, belki kardan kadın da. Ama geçen yıl finallerin ortasında hastalanıp sınavların yarısını kaçırıp bütlere(ün ile leme de buradaymış gibi) otomatik bir kalış yaptığımdan dolayı burnumu bile pencereden dışarı uzatmaya korkuyorum. Sınavlar bitsin, yapacağım o kardan adamı, tabi yağmaya devam ederse. Bir de bugünkü sınav iptal edildi, çok sevindim. Küçük detay. Ama sahiden ben buraya neden çıkıp çıkıp duruyorum? Çünkü...

Burada duruyorum.                SIR: Sen de mecburen duruyor musun yoksa hala devam ediyor musun?

Videodaki filmi bir yerlerden hatırlıyorum 
ama adını bir türlü hatırlayıp bulamıyorum. 
Şarkıya ise çoktan mestim.

Yorumlar

  1. O kardan adamı veya kadını mutlaka yapın, efendim :)
    Şu finaller yok mu! Gerçekten de yüzde altmış canımdan can alıyordu gerçekten zamanında :)
    Siz de mi sabahlardan nefret etmeye başladınız? Hoşgeldiniz o halde :) Ben de nefret ederim, ta ki... Şaka şaka, hala nefret ediyorum :D
    Trafik kazası için geçmiş olsun, trafik canavarları heryerde ne yazık ki...
    Ne zaman devam etmeyi becereceğiz sorusunu sorup, burada durdum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Muhakkak yapacağım, efendim. :) Trafik canavarları işte, sağolun.
      Sabahlar nefret edilmeyecek gibi değil. Bu neşeli ve cok değerli yorumunuz için teşekkür ederim. :)
      Öyleyse ne zaman devam edeceğiz söyleyeyim: Bir gün.

      Sil
  2. Daldan dala atlarken kendini böyle keyifle okutmak da meziyettir :) Tebrik ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle düşünmeniz ne güzel. :) Teşekkür ederim. Sevgiler... :)

      Sil
  3. Son dönemde ben de aynı durumdayım. Hafta arası saat ona kadar yatma lüksüm gece yatma saatimi sabaha kadar kaydırıyor. Hayata hep böyle esprili bakmanız ne kadar güzel. Ün ile Mele'yi anmasanız Büt'ü çıkaramayacaktım:) Allah zihin açıklığı versin:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O zaman iyi ki anmışım. :) Hoş yorumunuz ve iyi dilekleriniz için teşekkür ederim, efendim.

      Sil
  4. Of gerildim okurken 😂. Allah tüm ögrencilere kolaylik versin.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sezen'le konuştum: "Bekle." diyor.

Vincent van Gogh’u Anlamak

Konuşamadıklarımızdan mısınız?