Tırnak İzleri

"Dedektif."
Yanıt vermedi.
"Bu kez gerçekten deliriyorum."
Koşarak çıktı karanlıktan. Yüzüme dokundu, gözlerimi inceledi telaşla, yüzümün rengi midesini bulandırdı.
"Ne oldu sana? Bu halin ne?"
"Sakin kalmak istemiyorum Dedektif."
"Sakin görünüyorsun."
"Tırnaklarımı sadece kendi avuçlarıma batırmak istemiyorum."
Avuçlarımı tutup parmaklarımı tek tek etimden çekti. Bütün tırnaklarım avuçlarıma izini bırakmıştı.
"İnsanlar mı?"
"İnsanlar mı Dedektif?"
"Büyük bir şey mi oldu?"
"Küçük şeyler Dedektif, küçücük şeyler beni büyük öfkelendiriyor. Sanırım bu kez gerçekten deliriyorum."
"Sen hep delirirsin Suçlu. Ama gerçekte değil."
Başımı iki yana salladım.
"Gerçekte."
"Bu olamaz."
Gözlerim kızardı.
"Usandım."
"Neyden?"
"Küçük şeylerden. Küçük şeyler. Ben kendimi kontrol edebiliyorum."
"Edebiliyor musun?"
"Bazen edemiyorum. Ama insanları hiç kontrol edemiyorum Dedektif. Ve bu bana büyük bir acı ve büyük bir öfke veriyor. Acı ve öfke birleşip çığ gibi üzerine düşünce delirmez mi insan?"
"Delirir mi?"
"Acı ve öfke birleşince ortaya delilik çıkar. Ben delirdim. Çok aklı başında bir delilik halindeyim. Öfkeden boğazım acıyor ama bana sen bile deli demiyorsun."
"Deli değil öfkelisin."
"Hayır. Bu kez sahiden deliyim."
"Ne bu halin? Çok sakinsin. Bu sakinliğe delilik fazla değil mi?"
Acının kıyısından bir saniyelik güldüm ve kıyıdan çekildim.
"Delilik sakinlikte Dedektif. Sakin olmadığım o anı görmek istemezsin."
"Neden?" 
"Bağırdım Dedektif. Çığlık attım. Çok çığlık attım. Suratım muhtemelen beyazlamıştı. Şimdi muhtemel bir sarı. Ben çığlık atamam ama attım. Müthiş bir çığlıktı Dedektif ama duymamalıydın. Sesimi içime gömemezdim."
Üzüldüğünü hissettim ama hiçbir şey söylemedi.
"İnsanlarla sorunum var Dedektif. Kayıtlara geçsin diye söylüyorum. Bunu artık kabul ediyorum."
Suskunluğunu bozmadı.
"Ben çok iyi çığlık atabiliyormuşum bak! Bunu da öğrenmiş olduk. Çok yeni olmasa da delirdiğimi de anlıyoruz."
"Neden çığlık attın?" diye burukça sordu.
Yutkundum.
"İnsanlar her şeyi kendilerine ait sanıyorlar. Bağırmadan da öyle olmadığını anlamıyorlar. Birçok kez anlatmaya çalıştım. Sakince anlattığımda hiçbir şeyi o paslanmış beyinlere ulaştıramadım. Kulakları duyuyordu ama beyinlerine kadar sesimin ulaşması için daha yüksek sesle konuşmam gerekiyordu. Her bağırdığımda anlamaya yaklaştıklarını görüyordum. Esasında hiçbir zaman anlamıyorlardı. Nedense bunu bilmeme rağmen bağırmam gerekiyordu. Tahammül sınırını geçtiğim zamanlarda delirmenin ortasına atlıyordum. Ama bağırdığımda kendim olmuyordum. Ben kendim olmamak kaydıyla birileri bir şeyleri anlasın diye bağırdım Dedektif. Ve bağırdığımda öfke ile acı birleşip bana çığlık attırdılar. Beni deliliğe mahkum ettiler. Sonra derin derin nefes aldım. İlk kez bu kadar acı ve öfke karışımının ardından ağlamadım Dedektif. Oturdum, sakin olmaya çalıştım, göğe baktım, nefesler aldım, nefesler verdim. Sakinleşemedim."
"Ne zaman sakinleştin?"
"Sana seslendiğimde."
Derin bir nefes aldık.
"Sonra ne olacak?" diye sordu.
"Delirmeye devam edeceğim. İnsanların bir dili olduğunu zannetmiyorum, birçok dille birlikte savaşın ortasına çekiştirecekler beni. Ama bu sefer hiçbir şey yapmayacağım. Çünkü esasında deli olmak hiç bana göre değil. Biliyorsun."
Başını salladı. Biliyordu.
"İçimdeki tüm sözcüklerin önüne bir duvar öreceğim. Bana yardım eder misin?"
"Elbette Suçlu, elbette."
Bir anda fikir değiştirdim. Dedektif de delirirse bizi kim kurtarabilirdi?
"Olmaz. Sen bu işe karışma. Ben çağırmadan da sakın gelme."
"Nasıl istersen."
"Dedektif." diye konuştum yanıt bekler bir tınıyla.
"Suçlu." diyerek gözlerini iyice açıp bana baktı.
"Sanırım büyük şeyler beni delirtmiyor. Etkilenmiyorum. Küçük şeyleri ise kontrol edemiyorum. Sanırım bu beni delirtiyor."

***

Çekingen bir fısıltı.
"Suçlu."
Ona odaklandım.
"Söyle."
"İyi misin?"
"Değilim. Fakat delirmeye devam etmeme gerek kalmadığını tüm sakinliğimle bildirmek isterim."
"İnsanlar mı?"
"Sanırım delirdiğimi düşünüp beni şimdilik rahat bıraktılar. Ben de bunu bozmadım Dedektif. Bazen olayları deşmemek gerekiyor ve özellikle küçük ama büyük olanları."
Gülümsedi. Derin bir nefes aldım.

Bazı zamanlarda hiç yapamayacağını sandığın şeyleri yapıyorsun ve hiç yapmak istemediklerinle, yapamayacağını sandığın şeylerin aynı olduğunu fark ediyorsun. Ve bir gün ikisini bir arada yaptığında kendine şaşkın bir bakış atmaktan başka bir tepkiye yer veremiyorsun. Bazen çığlık oluyorsun, bazen atik çekingen bir Dedektif, bazen azılı bir Suçlu, bazen mavi yeşil terliğini çamura kaptırdı diye ağlayan bir çocuk ve bazen sadece insan oluyorsun. Sanırım en zoru bu. Kimse de başaramıyor bir türlü. Bir yerde mutlaka o yücelttiğimiz insanlığın anlamına takılıp tökezliyoruz. Teoride belki insanız fakat pratikte hepimiz insanlığı o çamura kaptırıyoruz. Olsun. Geri dönüp alırız. Fakat çamura battık bir kere. Şimdi ben pozitif miyim negatif mi? Ne tarafa gitsem diğer tarafın hatırı kalıyor. Oralarda bir yerdeyim. Uzakta ve yakında. Fakat tam içinde. İçinde.

İçimdeki Dedektif

SIR: Yemiş yemiş bitirmiş, akşama sancı başlamış.

Yorumlar

  1. Yazdıklarınızı çok net anlıyorum.
    Bağırmak istemiyorum ama bağırmak gerek, çünkü öyle. Nedenini anlatmaya gerek yok, anlatınca da anlaşılmıyor zaten insanlar tarafından. Sonra da deli diyorlar. Daha çok bağırmak gerekiyor o zaman. Beş-on dakikalık sakinlik, sonra ben bu değilim hissi...
    Küçük şeyler... Büyüklerden geri kalanlar olduğu için küçük şeylere bağlıyoruz kontrolsüzlüğümüzü.
    Kaleminize sağlık, efendim, kaleminize sağlık! Kendime söylemekten kaçındıklarımı yazdınız :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anlıyorsunuz, çünkü yaşıyorsunuz. Ben de çok kaçtım ama sonunda söyledim.:) Çok kıymetli yorumunuz için teşekkür ediyorum, efendim! Esen kalın! :)

      Sil
  2. Herkes zaman zaman aklını yitiriyor. Belki de kötü bir şey değil bu. Ayakta kalabilmenin sigortası. Çok akıllı olmak iyi değil yoruyor insanı. Kafayı yemek sakinleştiriyor. Sonra yavaş yavaş dünyanın dertleriyle kucaklaşıyorsunuz ta ki yeniden delirene kadar. Kısır bir döngü bu. Elinize sağlık:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel bir yorumda bulunmuşsunuz, çok teşekkür ediyorum. :) Sizin de fikirlerinize sağlık. Saygılar,

      Sil
  3. İnsanlar insanları rahat bıraksa, delirmemize gerek kalmayacak. Ama, insanlar insanları rahat bıraktığında bile rahat bırakamıyor. Delirmemiz bile yarım kalıyor... Kalemin dert görmesin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Belki de birbirimizi delirtmekten zevk alıyoruzdur. :) Değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Sevgiler,

      Sil
  4. Yaa nefes kesici bir yazıydı. Öyle hak verdim ki yazdıklarınıza. Yani bu kadar mı güzel anlatılır. Dedektif ve siz harikasınız. Ne deyim duygularıma tercüman oldunuz. İkinize de Sevgilerimle. Şu sessiz çığlıklar yok mu onlar bitiriyor beni...:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle düşünmeniz, hissetmeniz ne güzel! :) Değerli, samimi yorumunuz için çok teşekkür ederim. Sevgiler... :)

      Sil
  5. Ne tarafa gitsen diğer tarafın hatırı kalıyor değil mi? :)
    Ya içindesin yahut dışında. Sen tam ortasında, merkezinde hatta kalbindesin Yeliz. Senin dedektife bayılıyorum doğrusu.
    Her ne yaptıysan içinden geldiği için yap. O zaman pişmanlık olmuyor. Hem kendin oluyorsun. İnsanlar ne derse desin. Deli veya akıllı kendin olmak güzel şey. :)
    Sahi sevgi ile...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Duygulandırdın.
      Hiçbir zaman kendimizden ödün vermeyelim ve umarım hiçbir zaman bundan pişmanlık duymayalım.
      Bu çok kıymetli sözlerin için teşekkür ederim canım arkadaşım! :)
      Sevgiler...

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sezen'le konuştum: "Bekle." diyor.

Vincent van Gogh’u Anlamak

Konuşamadıklarımızdan mısınız?