Bazı gezegenler nefretten küçük.

Çok iyi tanıdığımı bildiğim insanlara bir anda uzaydan bakmaya başladım. O kadar derin bir üzüntü yerleşti ki karnıma. Asırlarca yıpranmış bir üzüntüyü yemiş gibi hissettim. Neden birbirimize sarılmıyoruz? Söylesene. Neden birbirimize gülmüyoruz da ağızlarımızdan tükürükler saçarak birbirimizden nefret ediyoruz? Söylesene. Sonsuza kadar hayatta kalıp hiçbir zaman gülmeyecek gibi hissediyorum. Söylesene, neden böyle hissediyorum? Böyle hissetmeyi hiç sevmiyorum. Ama hissediyorum. Durdursana. Durdur. Bu hissi durdur. Beni uzayda tutup yakala ve sarıl. Bana gül. Gülerken gözlerinin kenarlarında samimi kırışıklıklar oluşuyor, onları göster bana. Bana nefreti gösterme, tükürük bezlerinin sağlıklı olduğunu ispat etmeye kalkma. Ben bu hayatta bir şeyi sevmiyorsam nefrettir o. Sen de nefreti sevme! Sevilecek çok şey varken ne bu gaye?

İnsan neden nefret etmek için bir şeyler seçer kendine? Söyle. Hadi! Nefret seçmelerinden iki dakika arta kalırsa tükürük bezlerini durdur ve konuş benimle. Neden sevmiyorsun? Neden kimse birbirini sevmez sanıyorsun? Oysaki ben hakikaten severim, ben hakikaten çok severim, ben çok çok çok fazla severim. Sen azıcık sevsene. Beynindeki oluşan tüm fikirlerin önüne sevmeyi koy, öyle düşün. Çünkü bu kadar fikir bu kadar sığ olmamalı. Çünkü insan, insandan nefret etmemeli. İşte bu nefretle kendinden nefret etmen gerekmiyor mu? İnsan kendine tükürür mü? İnsan kendi yüzüne tüküremezdi. Fakat sen bunu başardın. Başkalarının suratına tükürürken kendi suratına tükürme imkansızlığını yok ettin. Bravo. Alkış! Şak şak şak şak şak!

İnsanlar kötü mü? Bazıları mı? Ama bu bazılarının içinde yaşadığı topluluğun hepsi mi? Sen mi karar vereceksin? Ah, bir topluluk mu seçtin nefret edesin? Etme. Etmesen olmaz mı? Bence olur. Tamam, kötü insan diye bir şey var. Bir sürü kötü insan var. Fakat iyi insan diye bir şey de varken neden hep kötü, kötü, kötü? Üç harf az mı geliyor? Ben de bazen bu Dünya adlı soluk mavi nokta*dan nefret ediyorum. Ama suç onun mu? Suç içindekilerde değil mi? Suç Dünya'da değil. Zaten ben de Dünya'dan nefret etmiyorum, lafın gelişi bir nefret bile utanmama yetti işte, bak! Sen de utan. Utanmak güzel bir şey, tadına bak. Bazen rahatsız edici olabiliyor. Fakat esasında çok güzeldir. Ama tadına bakmaya korkuyorsun. Çok biliyorsun değil mi? Çok sevmek kadar çok biliyorsun. Ama bilmiyorsun işte! Bir ünlem işareti gibisin. Hep dimdik, hep kızgın, hep uyarıcı, hep katı, hep dikkat çekici! Evet, dikkat çekicisin, bu kadar nefretle nasıl olmayacaktın ki!

Sarılalım. Ama nefretine sarılmak istemiyorum. Onu bırak. Çok bilmişliğini, yargılayıcı kirli adaletini ve sevginin yanındaki sizlik'i bırak. Ben uzaya ait değilim, yaşam koşullarıma uymuyor. Fakat Dünya da senin yüzünden uymuyor. Nereye gidebilirim? Keşke herkesin kendine ait bir gezegeni olsa. Çünkü biz bir gezegeni paylaşamadık. Fakat o zaman da gezegenimin rengini ya da yüzölçümü bakımından büyüklüğünü kıskandın diye gelir fethetmeye kalkardın değil mi? Yapardın tabi. Çünkü her yer senin olsun, çünkü uzaya gidebilsen beni es geçer nereleri kapsam diye düşünürdün. Ama ölürdün. Çünkü sarılmadın, gülmedin ve kendi kibrinde boğuldun. 

Sevmiyorum, dedin. İpe sapa gelmeyen sözde sebepler uydurdun. Sevme. Sevme, tamam. Sev-me! Çok üzgünüm. Ben de böyle şeylere üzülüyorum. İnsanların birbirlerinden dil, din, ırk (...) ayrımı yaparak birbirlerini sevmemesine üzülüyorum. Bir de iyi diye kafama yerleştirdiğim insanlara uzaydan bakmaya başladığımda çok üzülüyorum. Uzaydaki o boşluk insana ne hissettirebilirse, Dünya'dayken o boşluğun içine düşüyorum. Belki de çok yanlış bir zamandayım. Fakat tüm zamanları kaplıyorsun.

Çok geç. Çok geç doğdum! Sanki bir şeyler yanlış gitmiş, yanlış yüzyılda, yanlış gezegende, yanlış, yanlış, yanlış, yanlış! Dünya'nın bütün yanlışlarının arasına doğmuş gibiyim. Kendime bir zaman dilimi seçemiyorum, bir gezegen, bir insan topluluğu seçemiyorum. Bu yüzyıla doğdum ve kendimi geri alamıyorum. Doğduğumuz andan itibaren yaşayacağımız ve öleceğimiz yer, zaman, mekan belli oluyor. Ama biliyor musun, ben bugün uzaya çıkacağımı bilmiyordum. Sağol, ünlem! Sayende uzaya da çıktım. Fakat dedim ya, yaşam koşullarıma uymuyor. Ama geri dönemiyorum, istemiyorum ki döneyim. Çünkü klavyende hırsla bastığın harfler birleşiyor ve benim gözlerime kadar ulaşıyor. Ve sen klavyene yeniliyorsun, ünlem! Sen klavyenle baş edemiyorsun, nefretini taşırıyorsun zamana. Uzaya gelme, ben yalnız da ölürüm.
SIR: Biliyorum Jüpiter, bir gaz bulutundan ibaretsin fakat onca mesafeye rağmen çoğu insandan  daha sıkı sarılıyorsun.

Yorumlar

  1. Yazdıklarında kendimi buldum sanki. Neden insanlar sevme yetisinden yoksunlar? Gerçekten de yanlış yüzyılda mı doğduk, yoksa her zaman böyle miydi insanlar? Bazen bütün bu karanlık düşüncelerin, duyguların arasından güzellikleri görmeyi bile unutuyoruz. Her şeyi akışına bırakmak gerek belki de.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zamanın akışı güzel olacaksa, bırakalım. Çok teşekkür ederim güzel düşünceleriniz için. Sevgiler...

      Sil
  2. Aslında düşünürsek (ikiz de olsa) bebekler yalnız geliyor dünyaya.. kalabalığın içinde kendimizle büyüyoruz.. sonra bir gün tek başımıza ölüyoruz. Anlatıcıyı destekliyorum ! En iyisi yalnızlık.

    Demini almış bir yazı. Sevgiler,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel bir bakış açısı. Değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim. Sevgiler...

      Sil
  3. "Dünya'nın bütün yanlışlarının arasına doğmuş gibiyim."
    İşte bu cümle...
    Kalem çekiyorsunuz pek çok duyguya, kaleminize sağlık! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bugün de şekilli yenildik* efendim! :)
      Değerli ve harika yorumunuz için çok çok teşekkür ederim!!! :)

      Sil
  4. Kendimize yer bulamıyoruz. Nasıl bir yer olduğunu bile hayal edemiyoruz istediğimizin. Geç mi doğduk? Diğerleri mi erken doğdu? Hangimiz daha şanslı? Birimizin şansı diğerimizin şanssızlığı... O yüzden mi düşmanız bir birimize? Kötüler olmasaydı iyinin anlamı olur muydu? Hep zıtlıklar üzerine kurulmuş bu dünya düzeni. Yoksa hiç var olmamalı mıydık bu evrende?
    Kaleminize sağlık. Derin düşüncelere daldırıyor insanı yazdıklarınız, seçtiğiniz müziğin eşliğinde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız, zıtlıklar üzerine kurulu Dünya. Çok kıymetli yorumunuz için çok teşekkür ederim.

      Sil
  5. Masum olarak doğan insanlar sonradan nasıl bu kadar acımasız olabiliyorlar dimi.Sevgi çok güzel olduğu halde sevmemeyi tercih ediyorlar.Benimde nefret ettiklerim var tabikide.Ama bazıları sınrları o kadr cok zorluyoki gel zorla nefret et diyo malesef :( ahh ahh karsilikli anlayis istiyoruz diyelim oksijen 😃

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir kişiden yaptığı kötü şeyler için nefret etmek biraz doğal artık ama bir topluluktan nefret etmek doğal değildir. Güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim. :)

      Sil
  6. çoktandır bu kadar güzel bi yazı okumamıştım. iyi geldi. sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel düşünceniz için çok teşekkür ederim. :) Sevgiler...

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sezen'le konuştum: "Bekle." diyor.

Vincent van Gogh’u Anlamak

Konuşamadıklarımızdan mısınız?