Jüpiter'de işler yolunda gitmiyor.


Tedirginlikle etrafımı gözetledim ve önüme dönüp aynı tedirginlikle açtım ağzımı Dünya'ya.
"Biri var."
Kaşlarını çattı ve etrafıma bakındı.
"Nerede?"
"Jüpiter'de."
"Nasıl biri?"
Kahvemi iyice önüme çektim ve ellerimle sarılıp parmak uçlarımı ısıtmaya çalıştım.
"Bir insan."
"Ee? Ne olmuş yani?"
"Sıradan değil. Şimdiye kadar gördüklerimin dışında."
"Burada mı?"
"Jüpiter'de dedim ya!"
"Nasıl birinden bahsediyorsun?"
Huzursuzlandım ve yine etrafıma bakmaya başladım.
"Ne söylersem söyleyeyim yetersiz kalacakmış gibi. Sanki söylediklerimin dışında birçok anlam mevcut ama ben o kenarda biriken anlamları Jüpiter'e sığdıramıyorum."
"Neden sığdırmaya çalışıyorsun ki?"
"Çünkü boynumun borcu."
Bir kahkaha patlattı ve dakikalarca gülmesini bitirmesini bekledim. Artık gülmekten sıkılınca şöyle bir yüzümü inceledi. Kahvem buz gibi olmuştu ve sıcak kahveyle aram olmadığından bunu pek umursamadım. Anlatmak istiyordum.
"Bitti mi?" diye sordum.
"Bitti."
Kısa bir nefes aldım.
"Bütün cümlelerimin sonuna üç nokta koymak istedin mi hiç?"
"Bütün cümleler senin mi sanıyorsun? Burada ben de varım!"
"Şimdi seninle hiç uğraşamayacağım Dedektif!"
"Uğraşmazsan hatırım kalır. Ne olur uğraş! Ne olur!"
Burnumdan solumaya başladım.
"Tekrarlamak istemiyorum."
"Bilmiyorum."
"Hayret!" diye tısladım.
"Neden üç nokta?"
"Sürekli devam etsin istiyorum. Üç nokta tamamlayamadığım ve derinliği olduğunu düşündüğüm, daha doğrusu öyle hissettiğim cümlelerde aniden var oluyor."
"Kaçak mı dövüşeceksin yine?"
"Niçin öyle söyledin?"
"Sen gayet iyi biliyorsun. Öyle başka şeylere sığınıp anlatmaya bayılırsın zaten. Hadi bozmayayım seni."
Gözlerimi devirdim.
"Şimdi bozmamış mı oldun?"
"Elimde değil. Sanki benim dilim seni iğnelemek için var."
"Sankiyi oradan çıkartırsan..."
"Çıkardım say. Seni mi kıracağım!"
"Yok, efendim! Hiç kırar mısınız?"
"İğnemi çalamazsın Suçlu, çok uğraşma ve devam et."
"Konuyu sürekli saptırıyorum ama farkında değilim."
Sesini çıkarmadı ve devam etmemi bekledi, açtım ağzımı Dünya'ya, yumdum gözümü Jüpiter'e.
"İyi halt ettin. Anlat artık! Ne uzattın! Laf salatası!" diye bağırdı.
"Tamam. Tamam! Anlatıyorum. Ne diyordum... Hah! Biri var. Şimdi bu biri bir insan ve üç noktalı insanlardan. Hani böyle ağzını açınca ne söylerse söylesin nokta koyup gidemeyecek bir insan. Arada bir gezegen değiştiriyor ama Dünya'lı. Mesela kimsenin görmediği şeyleri görüyor. Muhtemelen film bitince jeneriği de bitmeden salondan çıkmıyor. İnsanların yüzünde samimiyeti arıyor fakat bir türlü bulamıyor işte! Esasında bütün mevsimleri seviyor ama birini sahipleniyor. Neden öyle yapıyor bilmiyorum, belki de bir şeylerin kendine ait olması hissiyatını seviyor. Hem ben de kışı sahipleniyorum."
"Bitti mi?"
"Sorun da orada ya. Bitmiyor. Yeterli tek bir cümle kuramıyorum. Kurabilirmiş gibi hissedip cümle yığınlarının arasında seninle dans ediyorum!"
"Kötümsersin."
"İyimser olmaktan iyidir."
"Bak hala!"
"Vincent van Gogh gibi. Onu hiç görmedim, onunla hiç konuşmadım, yaptığı bir şeye hiç dokunmadım. Ama..."
"Ama?"
"Sanırım anlıyorum. Anladığım şeylerle bağ kuruyorum. Belki biraz karışık bir bağ ama bu yüzyılda."
"Hayal kırıklığısın."
"Haklısın." diyerek gözlerimi Jüpiter'de açıp şu gezegenin aptal asfaltına doğru eğdim.
"Ben hep böyleyim değil mi Dedektif?"
"Böylesin Suçlu, böylesin. Bazen tam bir aptal oluyorsun. Bir de kendini akıllı sanmıyor musun! Ah, bu beni gerçekten sinirlendiriyor! Gizli bir suç işliyorsun. Sadece senle ben biliyoruz, gizli bir bölmede bunu konuştuk ve bitti tamam mı? Bir daha bu konuyu açmanı istemiyorum. Realist tarafında uslu uslu otur."
Boğazım düğüm düğüm oldu, gözlerim kızardı, burnumun direğine şimşekler çaktı, burnumu çektim ve kirpiklerimle mücadele ettim, boynumu sağa eğip kaldırdım.
"Esas kötümser olan kim biliyor musun? Sensin. Hatta belki de esas realist de sensin! Sürekli beni yaşamdan koparıp alan da belki yine sensin. Sürekli beni durduran, cesaretimin önüne ayağını uzatıp çelme takan, düştüğümde gülen ve dalga geçen hep sensin. Normal olmamı engelleyip önüme bir "a" ekleyen yine sensin. Bazen keşke hiç olmasaydın diyorum!"
Kırıldı.
"Bunları söylerken hiç utanmadın mı?"
Gözlerim kızardı.
"Sen bana hayal kırıklığı olduğumu söylerken utanmadıysan bunu cevaplamak bile istemiyorum." diye yanıtladım.
Kısa bir sessizliğin ardından içim sıkılarak sordum:
"Nasıl bu kadar acımasız olabiliyorsun?"
Acı dolu bir bakış attı.
"Ben senim. Unuttun mu?"
Göz kapaklarımın hareketini usulca izledi.
"Haklısın." diyerek kahve fincanımı önümden ittim ve Jüpiter kulaklarını tıkadı, Dedektif ise her zamanki gibi karanlığına çekildi.

Haklısın işte. Bu zamanın içinde kendi ayağıma çelmeyi ben takıyorum, kendime ben gülüyorum, kendime ben acıyorum, kendimi ben kırıyorum; başkasının kırmasına gerek kalmıyor, temiz iş. Bence ne biliyor musun? Bence biz birbirimizi tamamlıyoruz. Birimiz bir şeye 'evet' diyorsa diğerimiz 'hayır' diyor ya hani, işte o zaman ne evet oluyoruz ne de hayır! O zaman hiçbir şey oluyoruz. Bu yüzden hiçbir şey olmuyor bu yüzyılda. Çünkü ben bu yüzyılda bir kişi olmayı beceremedim. İki yarım birbirini tamamlar ya hani, biz de bunu hep güzel bir şey zannederiz, öyle değil işte. Belki yarım olmamız gerekiyordur. Belki kendimi tamamlamak yerine hiç ait hissetmediğim soğuk bir metal yığınıyla buz kesmeliydim. Fakat ben metal yığınlarını sevmiyorum. Neyi seviyorum? Onu da bilmiyorum ama neyi sevmediğimi iyi biliyorum. Kendi kendimi kırdım bak, sanki... Sanki çok iyi bir arkadaşımı kırıp parçalamış gibi hissettim. Sanki...
İçimdeki Dedektif

SIR: Merhaba Jüpiter!

Yorumlar

  1. İyidir bu içsel atışmalar.. biri iyi polis olsun hatta, diğeri de kötü ama her seferinde rolleri değişmeliler, üstlerine yapışmamalı...

    ve şu 3 nokta var ya, bana hep daha sonra söyleyeceklerim için zemin hazırlar... er veya geç..

    Şapka çıkarıyorum bu yazıya :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız, roller üstümüze başımıza yapışmamalı. :) Çok teşekkür ediyorum bu samimi ve değerli yorumunuz için. Sevgiler... :)

      Sil
  2. Aslında tüm mevsimler güzeldir, efendim. Ama sadece biri mevsim sahiplenilir, çünkü diğerleri artık samimi gelmiyordur. Tüm sevçinler bir mevsimin bir gününe sığdırılmıştır :)
    Jüpiter'e selamlar, merahaba Jüpiter! Ve uzaya hoşgeldiniz! :)
    Dedektif serisinin muhteşem yazılarından biriydi, kaleminize sağlık! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru söylediniz, bir mevsimi diğerlerinden ayıran bize kattığı samimiyet duygusudur. :)
      Merhaba, efendim, hoş bulduk! :)
      Değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim. :)

      Sil
  3. Yanıtlar
    1. Hoş yorumunuz için teşekkürler. :)

      Sil
  4. Dedektifle suçlunun yıldızları barışmayacak gibi. Onların arasını Jüpiter bile yapamayacak:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Konuya hiç bu yönden bakmamıştım. Beni düşündürdünüz. :) Yapsa yapsa Jüpiter yapar, fakat... :) Bu güzel ve değerli yorumunuz için teşekkür ediyorum.

      Sil
  5. Sanki istemeden annene bağırıp o an için yanar ya... Daha bağırman bitmeden pişman olursun. Öyle...
    Kısa ve güzel bir yolculuktu arkadaşım. Yüreğine sağlık. Canım Yeliz. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Söz konusu anneyse daha da çok yanar can. :)
      Değerli yorumun için teşekkür ederim canım Sena, güzel arkadaş! :)

      Sil
  6. Çok güzeldi. Zor ait olmak, çok zor. İnsanın hele ki zamana ait olamaması çok zor. Sevgilerimle...:)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Belki de yanlış zamanda doğdum. :) Çok teşekkür ederim bu güzel yorumunuz için. Sevgilerimle... :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tuşların Tıkırtısı: Tak tak taka tak!

Vincent van Gogh’u Anlamak

Farkında mıyım?