Omuzlarımdan Dökülen Sırlar

Bazı şeyler yalan olarak kalmalı. Yalan bir kenarda kurumaya bırakılırken beyazlığıyla da övünmemeli. Bazı yalanların ardındaki rast gelmiş hissedilmiş müthiş doğrulukla bütünleştiğinde iyi olabilir. Dürüstlük bazen insanları hakikaten kırıp üzebilir. Bu zamana kadar böyle düşüneceğimi sanmazdım. Ancak bir insanın mutluluğu bu tür bir yalanın ardındaki doğruluk payında saklıyken niçin dürüst olmalıydım ki? Elime ne geçecekti? Dürüst bir kalp kırıcı olacaktım, her zamanki gibi. Ama bu kez öyle olmak istemedim. Bu kez birinin elinden gülüşünü, içinin kıpır kıpırlığını almak istemedim. Bu kez yalan söylemek istedim.Fakat yalan da söylemedim. Sadece dürüst olmadım. 

İçimdeki beni isteksizce dürttü: "Hey, öyle olmadığını ama öyle denk geldiğini biliyorsun değil mi? Söylemeyecek misin?" Karşımdaki gülücüğe aynı sıcaklıkta fakat eksik bir masumlukta karşılık verdim. Ben bugüne kadar dürüstlükle çok fazla insanı paramparça ettim. İşime gelmediği anlarda, bana bir şey sorulmadığı zamanlarda, susarsam yalan olmaz diye kendimi avutmalarım bir elimin parmaklarını geçemedi. Ama keşke geçseydi. Çünkü ben susarken daha çok bağırıyordum ve bunu fark etmem hiç de kısa sürmedi. Sustuğum zamanlarda bile doğruları haykırıyordum. Çünkü o doğrular beni boğuyordu. İçimden çıkmak için bin bir türlü yol arıyordu. İmalar, doğruluğun yan yolundan sokulan kötü laflar... oysaki sadece omuzlarından şöyle bir tutup gerçekleri sakince dile getirmek yeterliydi. Ama yapmıyordum. Çünkü imalar gerçekler kadar çarpıcı, kırıcı ve dağıtıcı bir etkiye sahip değildi. İmalar sadece rahatsız ediciydi, gerçekler kadar büyük hasarlar vermezdi. İşte bu yüzden çok fazla dürüst olmamak gerekiyor. 

Eğer yalan veya sır ortaya çıktığında birileri, sahiden sıcacık birileri, sahiden içindeki tüm organları boyunca o kırılmayı hissedecekse dürüstlük o organların hiçbirinden daha mühim değil. Sizin bir anlık dürüstlüğünüz bazılarının bir ömür kırgınlığı olabilir. Ve siz sadece bir an dürüst olmaktan vazgeçtiğiniz için bir ömür kendinize kırgın kalabilirsiniz. İşte bu da fedakarlığın tanımıdır. Dürüstlük bazen çok da iyi bir meziyet değildir. Yalanlar hiç değildir. Fakat bazı yalanlar söylenmediğinde sır olup doğruya dönüşür. Ufacıktır; can yakıcıdır, büyüktür; can alıcıdır. Çok fazla, çok büyük. Nasıl sığıyor bir bedene bu kadar sır, hiç anlamıyorum. Omuzlarım da bu yüzden ağrıyor zaten. Sırların dökülüp gitmesine mani olmak için dik durmaya zorlandığım için, kendim tarafından. Fakat neden? Güzel ve çirkin olan her şey için. İkisi birbirine karışmasın diye. Taşıyamıyorum, diye söylene söylene taşıyorum tüm çirkin güzellikleri.

Ve omuzlarımdan tuttum kendimi,
On parmağın var,
Kendine ait bir yalanın yok.
Tuttuğun tüm sırlar yalan dolan,
Hiçbiri sana ait değilken,
İçindeki doğrularda boğulan niçin sen?
Bırak herkes kendi yalanında boğulsun.
Ve sen bugün hiç sır tutma.
SIR: Benim de organlarım var.  Hissediyorum.

Yorumlar

  1. "Fakat bazı yalanlar söylenmediğinde sır olup doğruya dönüşür."
    Ne güzel yazıyorsunuz, efendim :)
    Yazıya iliştirdiğiniz şu dizeler... Yazı, onlarla daha da güzelleşiyor. Kaleminize sağlık!!! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim, efendim! :))

      Sil
  2. müzikle beraber muhteşem oluyor

    YanıtlaSil
  3. Yalan dolan onca sır yüreğinde zift gibi duruyor, kazıp atamıyorsun da.
    Ama bende unutkanlık başladı. Sanırım bazı anıları unutmak için kendimi çok zorladım.
    Yüreğine sağlık Canım Yeliz. Sahi Sevgi ile...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Duygu yüklü kıymetli sözlerin için çok teşekkür ederim canım benim! Sevgi ile... :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tuşların Tıkırtısı: Tak tak taka tak!

Vincent van Gogh’u Anlamak

Farkında mıyım?