12.03.2017

Yaşamsızlık Hissi

Sandalyesinde kıpırdamadan oturuyor. Sırtı bana dönük fakat koyu ceketinin altındaki dik duruşu ve beni beklerken sol elini yumruk yapıp masaya ufak ufak heyecanla vuruşu onu ele veriyor. Kararlı adımlarla ona doğru yürümeye başladım. Yanında durdum.
"Birbirimizin hayatına girmeseydik nasıl olurduk, hiç düşündün mü?"
Ağzımdan dökülen sözcüklerle elindeki yumru birden gevşeyip açıldı. Yüzüme baktı, belli belirsiz gülümsedi. Yerinden kalkıp karşısındaki sandalyeyi geri çekti ve oturmam için başıyla yönlendirdi. Oturdum. Karşıma geçip sandalyesine yerleşti ve ışıldayan gözlerini büyük bir ilgiyle yüzümde gezdirdi. Bense sadece gözlerindeki ışıltıya yoğunlaşmış durumdaydım.
"Mutlu olur muyduk?" diye devam ettim.
"Yoksa mutluluğu bilmeden mi yaşardık? Acıyı yaşamanın yolu hep çok kolay olmuştur. Fakat mutluluk bulunan bir şey değil. Ben seninle mutluyum, acılıyım. Ama mutluyum."
"Acelecisiniz." diye söze atıldı.
"Buraya benden yarım saat önce gelen biri mi söylüyor bunu?"
Elini boynuna götürdü, gömleğinin yakasını açmak ister gibi gerildi.
"Nereden biliyorsunuz?"
Elimle girişte duran ağaçla kaplanmış masayı gösterdim.
"Şu ağacı görüyor musunuz? Bir kez dönüp bakmadınız değil mi?"
Elimi takip ederek yüzünü ağaca döndü.
"Geldiğiniz vakit gelip orada oturuyorum. Suretinizi görmesem de sizi seyretmeye koyuluyorum."
"Bu haksızlık." diye yarı isyankar bir sesle kendine hakim olmaya çalışarak bana döndü.
Onu tanımasam bana öfkelendiğini düşünürdüm.
"Niçin olsun?" diye sordum manasız bir merakla.
Başını masaya eğdi. Elini fark etmeden yumruk yapıp ufak ufak masaya vurmaya başladı. Heyecanlı ve gerilmişti.
"Sizi yarım saat fazla görebilirdim, Nilüfer."
Başını kaldırıp gözlerimin içine baktı. Uzak gelmeyen samimi bir keder vardı gözlerinde.
"Bu hakkı elimden nasıl alırsınız!"
"Hak mı?"
"Evet, hak!"
"Arkanızı dönüp bakmadınız, Arif. İtiraf etmesem böyle bir haktan haberiniz dahi olmazdı."
"Lakin birinin bundan haberdar olması yeterli değil midir?"
"Sizi habersizce seyretmek hoşuma gidiyor. Elinizi yumruk yapıp ufak ufak masaya vurup heyecanla beni bekleyişinizi, o sırada aklınızdan geçen bütün düşünceleri hayal etmeyi, bazen karşınızdaki boş sandalyeye bakıp yüzünüzde beliren gülümsemeyi görmeyi, sırtınızdan bütün bunları görebilmeyi seviyorum, Arif. Bu sizin için yeterli olmalı."
Ben konuşurken yüz ifadesi yumuşadı fakat elindeki yumruk hala bir taş misali duruyordu, sadece masaya vurmayı bırakmıştı, o kadar. Elimi yavaşça eline götürdüm ve yumruğu açtım, avucuna elimi yerleştirdim, elimi kavradı. Bakışlarını gözlerime yöneltip kararlı bir sesle konuştu.
"Mutluluğu bilmeden yaşardık."
Bir süre sessiz kaldıktan sonra devam etti.
"Fakat esas acıyı da bilmezdik, Nilüfer. Mutluluğun ve acının sahtesini tadardık. Ve sahte olduklarını bilmeden bir ömrü bitirirdik. Senin yer almadığın bir ömür ne tatsız bir yaşamdan ibaret olurdu, kim bilir!"
Mutluluk ve mutsuzluk birbirine bağımlıydı, aralarına sürülmüş bir acı vardı . Biri olmadan diğeri olamıyor ve bütün ömür yaşamsızlık hissiyle geçip gidiyordu. Ta ki biri var olma aşkıyla yanıp tutuşana dek!
Arif'in Nilüfer'i

4 yorum:

  1. Uzun bir aradan sonra, Arif'in Nilüferi serisi devam ediyor! :)
    Bir radyo tiyatrosu dinler gibi okudum, kaleminize sağlık, efendim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Radyo tiyatrolarını dinlemeyi çok severdim çocukken. :)
      Böyle hissederek okumanız çok mutlu etti. :)
      Değerli ve güzide yorumunuz için çok çok teşekkür ederim, efendim. :)

      Sil
  2. Emeğinize sağlık. Çok güzeldi yine :)

    YanıtlaSil