27.06.2017

Hiçbir zaman mı?

Uzun parmaklarını ensemde gezdirdi.
"İşte buradayım." diye fısıldadı.
Nefesi ensemde yayılırken gözlerimi yumdum.
"Her zaman." diye fısıldadım.
Parmakları güçsüzleşti. Gözlerimi araladım.
"Alınma." diye mırıldandım, "Seninle ilgili değil."
"Her zaman," dedi, "Benimle ilgilidir."
Gözlerimi kıstım. Haklı olabilirdi. Ama değildi.
"Kendimi bir şeylere adayamıyorum."
"Bana da mı? Bana adayabilirsin, Suçlu. Bana ne zaman istersen adayabilirsin!"
"Ben her şeyde varım, Dedektif. Ben her şeyde azar azar varım. Özellikle bir şeyde var olup tamamlanmak bana eksilmek gibi geliyor. Zaten, tamamlanacağını sanmak biraz aptallık olmuyor mu? Bir pilin şarjı bile bitmek için tamamlanıyor. Bir şeye kendini adamak onu olabilecek en iyi hale getirmeyi gerektirir. Sonra da bitmeyi. Ama ben endişe doluyum, kasvetliyim. Bu şekilde kendimi hiçbir şeye adayamam."
"Hata yapmaktan ölesiye korkuyorsun."
"Hani çocuklar elini sobaya yaklaştırdığında 'cıss elin yanar' derler ya...Ben bütün yaptıklarımda her an elim yanacakmış gibi korkuyorum. O 'cıss' sesini kulaklarımda duyuyorum. Ben hep o sobanın etrafında elimi gezdiriyorum."
"Kulaklarını tıka, gözlerini yum, gerekirse duygularını kapat!"
"Bu mümkün değil!"
"İçinde seni tutan bir şey mi var?"
Gözlerimi yumdum.
"Sen varsın."
Omuz silkti.
"Çık dışarı!" diye bağırdı.
Kaşlarımı çattım.
"Böyle demen yeterli, Suçlu!" diye çığırdı.
Başımı hızlıca iki yana salladım.
"İstemiyorum."
"Hiçbir zaman mı?"
"Hiçbir zaman."
Kısa bir nefes çekip gözlerimi açtım.
"Kendimi sürekli bu şeyin içinde buluyorum. Hiçbir zaman hiçbir şey için yeterli olmamak nedir, biliyorum ve istediğim şeyleri tamamlayacak unsurların bende olmadığını görüyorum. Bu beni durduruyor. Ama istemeye devam ediyorum. Sürekli istiyorum, sürekli! Durduğumda bile durmaksızın istemeye devam ediyorum. Hayal ediyorum ve hayal ettiklerimin arasında sıkışıp kalıyorum."
"Peki neden kendini istediğin şeye adamıyorsun? Belki o zaman tamamlayabilirsin."
"Tamamlayamam, Dedektif! Yapamam. Benim istediğim şey insanların ağzına bir parmak bal çalmak, fakat insanlar bir parmak baldan sonra daha fazlasını istemeye başlar. Tıpkı benim gibi. Biz insanlar müthiş bir doyumsuzluk içindeyiz. Şaşırmak, Dedektif, şaşırmaya bayılıyoruz."
"Bu kötü bir şey mi?"
"Bu değil ama şaşıracak bir şeyin kalmaması kötü. Sonrasında her şey yapay geliyor. Her şeye şaşıramazsın ve hayat şaşırmaktan ibaret değil. Birçok duygu var."
"O halde diğer duygulara odaklan. Sevilmezse kaygısını bırak, onaylanmak zorunda değilsin."
"Değilim. Ama bir parçam, büyük bir parçam, onaylanmayı ölesiye istiyor."
"Mutluluğa böyle ulaşamazsın."
"Geçenlerde az kalsın ulaşıyordum!"
"Aa! Sonra ne oldu?"
"Tam mutluluğun kaynağına ulaşıyordum ki insanlara çarptım."
"Ah şu insanlar!"
"Kimse kimsenin ne yaşadığını bilmiyor. Zaten kimse kendisinin ne yaşadığını da bilmiyor. Yani kimse kendi hikayesini bilmiyor."
"O halde kimse bir hikaye yazamaz."
"Kimse gerçek bir hikaye yazamaz. Fakat gerçek bir hikaye yaşar. Ne yaşadığı mühim değil. Zaten hiçbir zaman olmadı. Çünkü kimse kendini tanımıyor."
"Ben seni tanıyorum."
"Keşke tanısan ve anlatsan."
"Bunu kaldıramazsın diye endişe ediyorum."
"Hani beni tanıyordun? Bunu ben bile biliyorum!" diye güldüm.
"İçinde bir özgürlük kıpırtısı, bir özgürlük ateşi. Sanki beynine paslı bir kelepçe vurmuşlar, bu sana engel olamamış ve sen onu kırıp parçalarına ayırıp kurtulacaksın. Yapacaksın!"
"Yapacağım, değil mi? Çünkü az kaldı."
"Her zaman azdır."
SIR: Zamanın içinde sıkışıp kaldım. Sonsuzluk böyle bir şey galiba.

24.06.2017

Sonsuz Karmaşa

Her kitap kendi dünyasını taşır. Fakat hiçbir kitap gerçek dünyayı omuzlarına almaz. İstese bile yapamaz. Gerçek dünyada kurgu yoktur, her şey sonsuz bir karmaşa içindedir. Ben kitap okurken gerçek dünyayı tutan elimi bıraktım. Bütün o sonsuz karmaşayı bırakıp bir kurguya teslim oldum. Ne müthiş bir teslimiyet! 

Kitaplarda bile bazen her şey istediğin gibi gitmez. Çünkü kitap da olsa kurgusu sana ait değildir. İşte bu noktada gerçek dünya devreye giriyor. Hayallerin, kurgun, bıraktığını sandığın elin işte bu noktada kırılma yaşıyor. Ben bu noktada gerçek dünyayı tutan elime bakıyorum. Hangisi gerçek? Ve sonuçta bunun sağlaması sende saklıdır. Hangisini istersen ya da hangisini istemezsen. İki seçenek de sonsuz karmaşa dolu.

Bazen olmasını istediğin şeylerin karşısında oturup vaktini kaçırırsın ve sonraki hiçbir vakit önceki vakti kurtarmaya yetmez. Aslında umudumun bitmediği falan yok. Bütün umutlarım bitiyor, sonra yenisi başlıyor. Çünkü hayat, damarlarımda gizlice gezinen bir eroin. İlginçtir ki bu gerçek dünyayla kurgu dünyasının kurduğu bir bağ. Bu yok olursa geriye var olacak ne kalır, bilmiyorum.

Adım olmasın, özgür olayım. İnsan ismine kelepçelidir. İki kelepçem var. Hatta üç! Birini açşam diğeri fırlatmama engel olur. İkisini fırlatsam üçüncüsü paslanmış ve gereksiz. Her şeyden koşarak gitmek, bu fanusun içinde yüzen tek balık olarak kalmak istiyorum. Ne büyük bencillik ama! Evet, muhteşem! Balıklar da balık olduğunu biliyorlar mıdır dersin? Kim bilir adları nedir? Belki bir adları bile yoktur ve özgürdürler.

Dışarısı hayat kokuyor, ben burnumu kapatıyorum. Rüyalarında koku alamazsın, değil mi? Ben alıyorum. Yazdan nefret ederim. Ama bu, hayat kokmadığı anlamına gelmez. Yeşil kokuyor, arasına mavi karışmış. Bazen yolda giderken müziğimin kulaklarımdan taşıp bütün dünyaya hükmetmesini ve herkesi o gizin içine çekmesini istiyorum. Ama elim hoparlör tuşuna gitmiyor. Zaten gitse de bütün dünya duymazdı, değil mi? Hem duysa ne olur? Herkes müziği aynı pencereden duymuyor.

İçimde güç yok ama hala soluk alıp vermek için son gücüyle mücadele eden ciğerlerim var. O güç bana ait değil. Ciğerler bile sanki benim değil. Bazı zamanlar bütün organlarımın bedenimi kontrolüm dışında yönettiğini düşünüyorum. Aptallıktan değil, öyle hissettirdiler. Ama şimdi ben ne dersem onu yapıyorlarmış gibi geliyor. Fakat bu beynimin işiyse ben mi o'yum o mu ben, bu konuda kafam bir hayli karışık. Aslında zaten hiç istemeyeceğim kadar yalnızım, hatta şu lacivert gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar kadar. Ama sırf yeryüzündeki bütün insanlar yalnız diye ve bütün insanlar kadar! Sırf birbirimizden korkuyoruz diye, hayat geldiği gibi gidiyor. Hiç yaşanmamış gibi.

Hayatın kokusu sindi üzerime.
Zehri avuçlarımı örterken,
Midemde yeşerdi dünya.
Üzerime konuşlanırken ağaçları,
Kökleri ayak bileklerimi kavradı önce,
Sonra tutup çekti,
Her bir zerresinde sürüklemeye.
SIR: Ve ben hayatı sürüklenirken doladım dilime.