31.07.2017

Çünkü gri.

İnsan bazı şeyleri ulaşamayacağı raflara yerleştiriyor. Sanırım ben bir sürü şeyi o raflara yerleştirdim. Şimdi de ne kadar çok çabalasam da boyum yetmiyor. Parmak uçlarımda yükseliyorum, boyumun yettiği yere kadar. İşte, dokunmak üzereyim raflara! Tam ulaşacak gibi oluyorum; boyum yetmiyor. Etrafıma bakıp sandalye arıyorum, iki dakika önce tam şurada duran sandalye buharlaştı mı? Yoksa ulaşamayacağım rafların bana kurduğu tuzağa mı çekildi o da? 

Şimdiye dek önüne çıkan bütün zorlukları aştın mı? Peki şimdi neden bu raflara yetişemiyorsun? Çünkü aklın tutuyor seni, çünkü aklın zorlukları sindirip kolaylıkları savuşturdu. Sen de aklına boyun eğdin, o ulaşamayacağın raflara kolayca halledebileceğin şeyleri teker teker yerleştirdin. Yoruldun. Çoktan yoruldun. Son bir güç aramaya çıktın. Ama şimdi ne yaparsan yap hep kırmızı ışık yanıyor. Bazen sarı da yanmıyor değil. Seni heyecanlandıran aptal sarının ardında yeşil ışık yok. Aksi gibi hep o kırmızı! Oysaki siyah, beyaz ve gri olsa çok iyi anlaşırdınız. Hatta sadece hep gri olsa... Çünkü gri.

*
Ve sonra bir film seyredip iyi hissetmek istedin. 
Fakat o da ne? 
Kursağında bir kırıklık...

Filmler beni neden kırabiliyor? Filmler beni neden kırıyor? Filmi yapanlar filmi film olarak görmediğimi bilseydi kırılgan bir son yapabilir miydi? Keşke yaratılan o dünyalara bu kadar sıkı sıkıya bağlı, daha doğrusu bağımlı olmasaydım. O zaman kırılmazdım. Fakat kırıldım; tam kursağımdan kırıldım.

Ben bazen bazı insanlara inanmak istiyorum. Çünkü bazı insanlarda büyüleyici bir şey görüyorum. Bir filmi bekliyordum. Uzunca bir süredir. Sonunda o filme gittim. Uzunca bir süre önce. O kadar zirveye koymuştum ki mutlu sonu, o insanları... O kadar zirvedelerdi ki kimsenin onları yere çekmeye gücü yetmezdi. Kendi güçleri hariç.

Birbirlerini daha da yukarı taşıdılar ama oldukları zirve ikiye ayrıldı onlar yükseldikçe. Ve mutlu oldular. Fakat yutulamayan bir mutluluk çeşidi ürettiklerinin farkında bile değillerdi. İki hayalperestin mutluluğunda yaşanmamış büyük bir detay vardı. O detay birkaç dakikayla mutlu son köşesinde gösterildi. Ama gerçek son değildi. Belki de sen hangisini seçersen o SON'du. Fakat ben gerçek olanın hangisi olduğunu biliyordum. Çünkü seçtiğim son nereden bakarsan bak 'gerçek' değildi. Ben de seçmedim.

Filmler de griymiş gibi davrandıktan sonra gri olmadıkları bir sona imza atıyorlar. Fakat ben gri başlayıp gri gelişip gri ölmek istiyorum. Bir filmi daha hiçbir zaman ulaşamayacağım raflara yerleştirmek istemiyorum. Esasen bu kadar ciddiye almamam gerekirdi değil mi? Alıyorum; omuz silkerek!

SIR değil: Bazı filmlere inanmak istiyorum. Ve ulaşmak.


13.07.2017

Bedensiz İnsan Birikintisi

İnsan koleksiyonumu toplamayı bir türlü başaramadım. Ama sanırım artık benim insan koleksiyonum yavaş yavaş oluşmaya başladı. Henüz çok küçük. Fakat nihayetinde insan biriktirmeye başladım. Hem bu koleksiyon öyle cansız cansız yerinde de durmuyor. Konuşuyor, bağırıyor, hata yapıyor ve affediliyor. Affetmeyi öğreniyor. Affetme bilgeliğine erişen her insan daha mutlu, daha az kırılgan olurken daha fazla insan biriktiriyor. Bazen geriye dönüp baktığımda koleksiyonumdan çıkardığım parçalar beni bir boşluğa itip ölüme terk ediyor. O ellere o gücü veren benim! Kendime acımam yok. Belki koleksiyonumdaki her parçayı affedebilirim. Fakat temel parçanın kendisini affetmesi başka bir şey. Hiç pişmanlık duymadığım diğer parçalar ise uykularımda bile durmadan acıtan birer yaraya dönüşüyor. Zira bazen insanlar da zaman gibi durdurulamaz bir acıya dönüşüyor. Fakat bazen koleksiyonumuzdaki en önemli parçalar biz istemesek de bedenin artık can kaybetmesiyle koleksiyonumuzdan çıkar ve yerine iskeleti ile ruhunu bırakır; 'bedensiz insan birikintisi'. Ve bu noktada kimse son canını kaybeden insana: "Gel de yakan top oynayalım, belki yeni bir can kazanırsın." demez. Belki pişmanlık duyduğum parçaları geri alma şansına bir gün erişebilirim. Fakat bir iskeleti nasıl geri alabilirim, bilmiyorum. Sanırım bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğim. Yine de benimle yakan top oynar mısın? Çocukluğumdaki gibi cesur değilim ama o canı alıp başka birine vermek için bütün cesaretimi toplayacağım ve o topu yakalayacağım!
SIR: "Bilmiyorum." demenin benim için ne kadar zor olduğunu artık biliyorsun.
Bazı ruhlar uzun bir müziğin içinde sonsuza dek dans eder.

12.07.2017

Kaldırımdan Aşağısı Uçurum

"Amacımı kaybediyorum. Bütün amaçlarımı kaybediyorum." dedi, alnını kırıştırıp.
"Belki de bu dünyada yeterince iyi yüzemiyorum." diye devam etti.

Yön duygum da yok, kayboluyorum, yönümü bulamazsam kıyıya varamam. Varamıyorum şu gezegenin hiçbir kıyısına... Belki de yüzmeyi bırakmam gerekiyordur. Ben bu okyanustan çıkmak istiyorum. Çıkmak için boğulmam gerekiyorsa, istiyorum. Çünkü zaten boğuluyorum. Amaçsızlık insanın aklından mantığı çıkarıyor.

Amacımı kaybettim. Hiçbir yere ulaşmak istemiyorum. Hiçbir şey bir amaç değil. Sadece oyalanıp ölmeye programlanmış robotlarız. Aklımı işgal eden koca bir yığın gereksiz zorundalık var. Üstelik bu zorundalıkları ben yarattım. Yaşamak bile zorunda olduğum için yaptığım bir şey haline geldi. Sanki bir gün gerçek bir amaca sahip olabilirmişim gibi hissediyorum. Ama biliyorum, bu beni sadece hayatta tutan bir düşünce. Yüzmeyi bırakmamak için beynimin uydurup beni korumaya aldığı bir yazılım.

Hayatım hiçbir amaca hizmet etmek için var olmadı. Bir robot kitlesinin yanında hiçbir şey ifade etmiyorum. İnsanın gerçek bir amacının olması müthiş bir şey olmalı. Hayatım boyunca hep uydurma amaçlara tutundum. Diğer robotlar gibi şeyler istemedim. Bazen istedim. Fakat sahte amaçlar ürettim. Sahte isteklere tutundum. Gerçek olan bir şey kalmamıştı bu yüzyılda! Kendi gerçeğimi yaratmalıydım. Beynimdeki her şey etime acı veriyor. Daha fazla katlanamıyorum, gerçekliği yaratmak zor, yoktan var etmek oldukça zor. Dişlerimi sıkıp soluğumu tutmaktan yoruldum. Soluğumu tutmak istemiyorum. Fakat ya bir gün istersem?

Ben zaten amaçsız yaşamak istiyorum. Belki de benim amacım budur. Amaçsızlık bir amaç olursa mantığını kaybeder. Fakat amaçsızlık mantığa ihtiyaç duymaz. Her şeyi geride bırakmak fakat ardına bir anlığına bile bakmamak, bunu aklından dahi geçirmemek mümkün mü? Ve geleceği yok etmek.

Bir uçurumdan atlamak.
Ve ölmemek.

Mümkün mü yere çarpmamak? Sadece uçurumla yer arasındaki rüzgara çarpılmak! En sevdiğin müziği duymak, o boşlukta. Gülümsemek, sonsuza dek! Çünkü yere çakılmak yok. Yavaşça alıp hızla verdiğin bir soluk gibi ölüm. Fakat 'yaşamak' kaldırımların kenarlarından dengeni sağlayıp düşmeden yürümek. Düştüğünde tutamadığın bir soluk!

Sesi alnına karıştı. O an büyük bir taş aldım elime, sessizliği tam 12'den vurdum:

"Ben zaten hep düşerim, kaldırımdan aşağı. Sen uçurumdan atlayacak mısın, onu söyle."

SIR: Belki o da uçurumu vururdu 12'den. Fakat önce kaldırımdan düşmesi gerekiyordu.