Ağustosun Son Gülüşü

Resim
Bazı son gülüşler çok acı. Böyle boğazımı acıtıyor her ağustos. Bu deli sıcağa rağmen buz gibi terletiyor, canlanıyor ve gerçeklikten saptırırcasına özletiyor. Adaletsizliğin her bir zerresini anbean hissettirerek derimi yüzüyor. Her ağustos. Her ağustosta sen gidiyorsun, yeniden. Ve aklımda hep o son gülüşün canlanırken bir gün gittiğin yerden dönecekmişsin gibi ya da hiç gitmemişsin gibi bir hayalle cebelleşiyorum. Hayatımın sonuna kadar seni görmeyeceğim gerçeğiyle yaşamak zorunda olduğumu düşündükçe deliliğin bitmez tükenmez katlarını çıkıp zirveye oturuyor ve yeni bir zirve yaratıyorum kendime. Ben ağustosta doğdum; ağustosta hayalet oldum. Seninle birlikte.
Çok şey değişmedi. Sadece ketçabı sevmiyorum artık. Mayonezle yer değiştirdiler. Bunun dışında her şey aynı. Zaman çok garip akıyor. Yaşlı hissediyorum. Diğer yandansa hiçbir şey yaşamamış kadar toy. Sürekli yorgunum, sürekli mücadele edecek bir şeyler buluyorum ve yenilmeye doymuyorum. Keşke burada olsan ve birlikte mücadel…

Rağmen

Geçen gün raflardan birine ulaştım.
Çok da zor değilmiş.


Şimdi ne yapacağım biliyor musun? Bilgisayarımdaki bütün ders notlarını sileceğim. Ama tek tek, zevkle! Söylemesi bile içime büyük bir mutluluk saçıyor. Öyle rahatlayacağım ki. Oh be! Evet, oh be, çok rahatlatıcı. O lanet olası üçüncü köprüyü bir daha geçmek zorunda kalmayacağım. Mideme ağrılar girmeyecek, sabahın körüne koyulan sınavlar yüzünden bütün uykum zehir olmayacak ve ben o lanet yolu saatlerce gitmek zorunda kalmayacağım. Bir şeylerden nefret ediyorum, evet ama nefret ettiğimi sandığım o kadar çok şey varmış ki! Okuldan mesela, nefret ettim ama nefret ettiğim şey kendi endişelerimdi. Sürekli başarısız olma endişesi. Esasında pek başarısız da olmamıştım, hatta kendimden beklemediğim şeyleri bile başardım ama bir türlü kendimi başarılı hissedemedim. Hep bir şeyler eksikti, hep! İçimde sürekli beni yetersiz gören farklı bir insan daha vardı sanki. İçten içe biliyordum doğrusunu ama bir türlü yaptıklarımdan tatminkar olmuyordum. Bir şey değişmedi ama şimdi daha iyi görebiliyorum. Çünkü bir şeyler bitiyor, kapılar kapanıyor ve sen kendi hayatının dışında kalıp bakıyorsun pencereden. Perdeler açık.

İçerisini görebiliyorum. Tüm hayatım, işte orada.

Resim yapmayı, yağlı boya tablo yapmayı seviyorum. Uzun zamandır yapmamama rağmen yatağımın arkasındaki boşlukta bir tuval duruyor, çekmecelerin birinde de yağlı boya takımı, fırçalar... Hatta kalemlikte de ilk resim yaptığımda kullandığım fırçam bile duruyor. Yaptığım iki tablo duvarda asılı, her gün bakıp belli belirsiz bir şeyler düşünüyorum. Neden yapmıyorum? Ben kendimi resim yapamadığıma ve yapamayacağıma inandırdım. Oysa o tablolar ufak da olsa bir sergiye kabul edilmiş ve rengi yakaladığım söylenmişti. Bense kendime: "Bu mu rengi yakalamak?" demiştim. Yine de sergi sonunda haftalarca yaptığım resmi geri almanın peşine düşmüştüm. Çünkü o resmi tiner kokularıyla sarmaş dolaş olarak tamı tamına sekiz saatte yemeden, içmeden, dünyadan koparak yapmıştım. Dünyadan koptuğum saatlerin somut bir kanıtıydı o tablo!

Belki de nasıl yapıldığını unuttum. Dünyadan nasıl kopulduğunu. Yine de hala aklımda kara kalem çalışamadığım gerçeği dolanıp duruyor. Çünkü çocukluğumdan beri kurşun kalem kullanamıyorum, o kuru sesi duymaya katlanamıyorum. Kuru şeylerden nefret ediyorum. O yüzden resimlerin taslağını uçlu kalemle çizerdim. Kara kalem çalışmaları yapmayı hep istedim. Belki kulaklık takıp müziği son ses açsam kurşun kalemin sesini duymazdım ama ben sesleri bile çok iyi hayal ediyorum. Bir de okul sıralarına uçlu kalemle saçma sapan figürler çizerdim ve sonra fotoğraflarını çekip saklardım. Çünkü ertesi gün tanımadığım insanlar tarafından silinmiş olurdu. Çünkü her şey saçma sapandı. Çünkü sıraya isimler yazmak yerine çizmeyi seçmem hataydı. Her gün hatalarımı tekrar etmeye devam ettim. Sonra bir gün durdum. Çünkü saçmalıyordum.

Yazmak da çok rahatlatıcı. Nereden aklıma geliyor da çocukluğuma inip çıkıyorum inan bilmiyorum. Bir yerde her şey oraya bağlanıyor sanırım. Resim yaparken hiç endişeli olmadım. Ama şu notları silmek diğer bütün her şeyde yaşadığım o endişeyi silmek gibi bir şey olacak.

*

Bazen önümüzü göremediğimiz yollar daha bir yürünesi. Spoiler almadan karanlıkta yol almak. Belki yönümü bulamam ve kaybolurum. Zaten yön duygum yok. Kaybolduğumu bilmeden yürürüm, yürürüm, yürürüm. Belki de sürekli bir şeylere çarpıp düşüp diz kapağımın rengini mora çeviririm. Daha geçen gün hayatımın en efsane düşüşünü yaparak diz kapaklarımın haftalarca normal rengine dönemeyeceği mor rengini almasına sebep oldum. Sinirlenince düşüyorum galiba. Acı eşiğimi geçerek bayılacak oldum ama annem bayılmama bile müsade etmeden beni kaldırmaya girişti. Çünkü anneler böyledir. O yanındayken bayılamazsın bile. Sonra çok güldük ama diz kapağım hiç gülmedi. Zaten sakarlıkta üstüme yoktur ama o düşüşten sonra kendi rekorumu kırdım sanırım.

Bu sıralar kafam çok karışık. Tıpkı bu yazı gibi. Bazı şeyler olduğu gibidir, karışıksa karışık. Bazen düzeni kenara fırlatır atarsın ve karışık karanlığa karışırsın. Hem karanlıkta daha iyi görüyorum. Karanlıkta her şey daha kolay. Her yer çok parlak olursa da göremiyorum ve düşüyorum. Bu yüzden karanlık daha iyi.

*

Dünyada ne yaptığım ve ne yapacağım konusunda çok düşündüm. Her düşündüğümde farklı bir karara vardım. Sonunda istediklerimin bile istemediklerim olduğuna karar verdim. Ama gerçek isteklerim konusunda hiç tereddüde düşmedim. İnsanlar üniversite okuduktan sonra okuduğum bölümle uzaktan yakından hiçbir alakası olmayan işleri yapabileceğimi yoksa kendi mesleğimle pek bir şey yapamayacağımı, para kazanamayacağımı, kazansam bile çok zor olacağını söylemeye başladılar. Para kazanmam gerekiyor ama para bana gerçekten istediğim şeyleri vaat etmiyor. Birilerinin bir şeyleri hayal etmesi ve onun için eğitim hayatını şekillendirmeye çalışması çok mu tuhaf? O zaman neden hedefler koyup bu bölümü okudum ki? Başka bir şey yapmayı isteseydim onun üzerine okurdum. Senarist olamazmışım. Olurum. Çünkü bu meslek koşullarının ne kadar yıpratıcı, yorucu ve kaos dolu olduğunu biliyorum. Tıpkı diğer meslekler gibi. Buna rağmen ve belki de sırf bunun için istiyorum. Zaten elimde olan bir şey de değil bu. Ben istemesem de oluyorum.

Bir film yazmak istiyorum, içine karakterler yerleştirip kendimi dışında bırakıyorum. Bir filmin içinde birilerini yaşatıyorum ama asla kendi filmimi yazmayacağımı biliyorum. Kendi hayatımı özenle yazıp o senaryoya göre yaşamayacağımı biliyorum. Kendi dünyamı baştan sona oluşturamam ama birilerinin içine girmek isteyeceği bir film yazabilirim. Sonra birileri o karakterlere can verir. Fakat ilk soluğu senarist verir. Bunu kimse bilmez. Bilse de umursamaz. Ben de senaryo yazmaktan hiç vazgeçmem. Hiçbir zaman hiçbir senaryomda başardığımı düşünmeyecek olsam bile hayal edip yazmaya devam edeceğim. Çünkü aklımda yeni dünyalar yaratmayı durduramıyorum.

Belki de Dünya algılamaya çalıştığımızdan daha ufak ve hayal dünyamız kadar geniş değil. Sadece yapmak istediklerimizi yapıp yapmadığımız önemli. Çünkü yapsak da yapmasak da öleceğiz. Hayal ettiklerimizi koyduğumuz rafları gerçek dünyaya uyarlamaya başlamazsak asla ulaşamayacağız. Kendimize olan kibrimiz yüzünden sonunda hiçbir şey yapmış olacağız. Ben hiçbir şeyden nefret ederim. O yüzden bir şey yapacağım. Aklımdan geçirdiğim gibi, tam olarak öyle. Pes etmeyeceğim tek şey bu. Hayal ettiğim gibi yaşamayacaksam da hayal ettiklerimi yapmaya çalıştığım bir hayat yaşayacağım.
SIR: Başı var sonu yok. Öyle hissediyorum.

Yorumlar

  1. Ulaşılan raflara, ve "belki diğerlerinden farklıdır"lara selam olsun!..
    O filmleri izlemek, ya da en azından o senaryoları büyük bir keyifle okumayı bekleyeceğiz, efendim :)
    Ve unutmadan, o tuval boş kalmasın! :)
    Ve...

    "Hayal ettiğim gibi yaşamayacaksam da hayal ettiklerimi yapmaya çalıştığım bir hayat yaşayacağım."
    -Karşı çıkışlar buradan, hoşgeldiniz! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım tuval bir süre daha boş kalacak, efendim. :)
      Çok teşekkür ederim! :)
      Karşı çıkışlarımla,

      Sil
  2. Hayal ettiklerim değil de Hedefe koyduğum düşünceler var artık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayal ettiklerinizin hedeflerinize dönüşmesini diliyorum. :)

      Sil
  3. Okurken kendimi sorguladım.. Böyle yazılar ilham oluyor kişiye.. Yön veriyor işte. Pusulayı elime almışım da öyle kendimi sorgulamışım gibi hissettim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle hissetmeniz, üzerine düşünmeniz çok mutlu etti!!! Teşekkür ederim, değerli yorumunuz için! :)

      Sil
  4. Çok beğenerek okudum. Kafasındaki her şeyi yapmalı insan fırsatını bulduğunda; korkmadan, çekinmeden, endişelenmeden...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En çok da endişelenmeden.
      Çok teşekkür ederim... :)

      Sil
  5. Yazılarınızda kendimden hep bir şeyler bulduğumu size de söylüyordum. Ama bu yazınız... O kadar başkaydı ki. Baştan sona büyük keyifle okudum. Keyifle de değil aslında, doğru kelimeyi bulamıyorum. Her paragraf için ayrı bir paragraf yorum bırakabilirim.

    Senarist olmak benim de hayalim. Hayalimdi mi demeliyim? Hayır dememeliyim. Çünkü neden geçmiş zamanı kullanacakmışım ki, bu çok saçma. İnsanların söyledikleri şeyler de çok saçma. Herkesin sizin hayatınız üzerinde söyleyecek okkalı bir yorumu var gibi. Ama işler onların söyledikleri gibi gitmeyince 180 derece değişiyorlar. Bu çok ikiyüzlüce! Beynimdeki saçma bir noktanın bu sözleri ciddiye alıp kalbimi susturması çok daha ikiyüzlüce aslında.

    Birkaç hayalim var. İnsanların gözünde değer görmeyecek hayaller. Para kazanmak benim için bir amaç değil, araç. En azından olacak diyelim. Veya insanların şu bölümün önü açık, şurasının kapalı demesi. Metroda yolculuk yaparken bile kimi zaman o koca beton yığınları beni farklı şeyler hayal etmeye itiyor. İstemsizce. Küçüklüğümden beri başka insanların, varolmayan karakterlerin başından geçenleri a'dan z'ye kurgulayabilmeme rağmen kendi hayatım hakkında bir şeyler düşünmem neden bu kadar zor anlayamıyorum. Bu da çok saçma. Çok ama çok saçma!

    Ama yine de asla vazgeçmemeli diyorum kendime. Daha başındasın. Daha sokağa girmeden yoldan mı sapacaksın diyorum sonra. Devam etmelisin. Öncelikle istemeli ve bunu kendine söylemelisin. Diyorum.

    Biliyorum uzun bir yorum oldu. Ama böyle bir yazıya daha azını yazamazdım. Umarım sizi sıkmamışımdır. Sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben esas bu uzun yorumlarınıza çok mutlu oluyorum. Öyle mutlu ediyor ki aklınızdan geçenleri benimle böylesine harika cümlelerle paylaşmanız! :) Asla bundan şikayet etmem. Bir yazınızda karşılaşmıştım sanırım, Radyo, Televizyon ve Sinema okumaya karar verdiğinizi. Ben de okudum, bitirdim. Umarım hayal ettiğiniz gibi bir hayatı yaşarsınız! :)

      Nihayetinde okuyup teşekkür etmekten başka bir şey gelmiyor elimden. Fakat teşekkür ederim. :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Vincent van Gogh’u Anlamak

Kendini Sıfırlayan Adam

Sezen'le konuştum: "Bekle." diyor.

Konuşamadıklarımızdan mısınız?

Hayat Enerjim: -Sonsuz