Kendini Sıfırlayan Adam

Resim
"Kendini sıfırlamaktan hiç korkmuyorsun." diyerek zafer kazanmış gibi gülümsedim. Gözlerini kısıp tebessüm etti. "Bu ne demek?" Başımı eğip kaldırdım. "Cesursun. Benim asla kaldıramadığım bir cesurluk. Hiçbir şeyin kendinden daha önemli olmasına izin vermiyorsun, kendinden o kadar eminsin ki her gün yeniden hayatını sıfırlayabilirsin, her gün yeniden başa dönebilirsin ve istediğin yere kadar gelip hiçbir kaygı duymadan bunu tekrar tekrar yapabilirsin." "Peki neden gülümsüyorsun?" Duraksadım. Tekrar gülümsedim. "Hoşuma gidiyor."
Gülüşüm katlanarak arttı ve yüzümde gizlice yayıldı.
"Hal böyle olunca benim yapamadığım şeyleri yapabilen insanların atmaktan kaçındığı o mütevazi zafer çığlıklarını ben atmak istiyorum. Tamamen içimden gelen bir şey." diye sürdürdüm konuşmamı. "Imm..." diye mırıldandı kaşlarını kaldırırken. "Imm..." dedim taklidini yaparak. Güldü ve bir şey söylememi bekledi. Gözlerimi yumup oyunba…

Elma dersem çık, armut dersem çıkma!


"Farklı ve bir o kadar da bildiğim şeyler var sende. Bir şeyi biliyorum; koleksiyonumun en nadide parçası olabilirsin ve çok büyük bir olasılıkla öylesin. Fakat henüz bundan haberin yok."
"Sanırım artık biliyorum." diye kaygılı bir bakış attı.
"Sanıyorsun."
Başını salladı.
"Devam et." diye mırıldandı.
"Ben seninle daha iyi biri olurum. Zihnime taktığım insan ırkını bile daha güzel görmeye başlayabilirim. Sorularımı azaltmaya çalışırım ama bunun için söz veremem. İnanmayacaksın ama gerçekten mutlu olabilirim, mutluluğu keşfedebilirim, dünyayı seninle fethedebilirim, amacımı bulabilirim." derken duraksadım.
"Dünyayı fethetmek derken... Neyi kastettiğimi anladığına eminim. Ayrıca tüm bunları yapamasam bile sorun değil, değil mi?"
"Neden bunları söylüyorsun?" diye kaşlarını çattı.
"Çünkü söylüyorum." diye omuz silktim.
Mimik yoksunluğuyla dik dik bakınca da devam ettim.
"Biliyor musun, insanlar kendilerini birbirlerinden öyle iyi saklıyorlar ki sonra kendileri bile bulamıyorlar saklandıkları yeri. Bu yüzden ben saklambaç oynamayı reddediyorum."
Bakışları yumuşadı.
"Sence ben saklambaç mı oynuyorum?"
Şimdi kaygısı daha da arttı. Söylediklerimden sıyrılıp saklanacak yer arayan o adam saklanma süresini kaçırıp olduğu yerde kalakaldı. Ve sobe!!! Güldüm.
"Saklambaçta pek iyi değilsin."
"Peki sahiden bana bunları neden anlatıyorsun?"
"Ben de tam oraya geliyordum, izninle!" diye azarladım onu.
Susup bekledi.
"Hayatım boyunca bu yüzyılın kayıp insanı olarak yaşayıp öleceğimi düşündüm. Ve bir gün senin yaşam sürdüğün topraklara adım attım. İşte o zaman sen kendininkine benzer adımların peşine düştün. O an anladım. Hayatım boyunca yerine hiçbir şeyi koyamadığım bir şey gelip yerleşti boşluğuma. Sanki bütün boşluklarımın üzerini kapattın, hiçbir şeye zarar vermeden yaptın bunu. "Buradayım." demeden, 'buradayım' dedin. Bu yüzyıla ait olmadığımı hissederken, bu yüzyıla ait olmayan birine tesadüf etme ihtimalim çok azdı. Sen bir hayalin gerçeklikte vücut bulmuş halisin. Umarım artık bunları neden anlattığımı sormaya devam etmek yerine sadece söylediğimi anlarsın."
Amma konuştun, diyecek diye düşünüp gözlerimi masaya diktim.
"Artık..."
Gözlerimi yavaşça masadan kaldırıp karşımdaki adamın yüzüne baktım. Kısa bir süre duraksadıktan sonra tekrar konuştu.
"Artık kayıp değil misin?"
Yutkundum. Birkaç saniye sonra sorunun etkisinden koşarak sıyrılmayı aklıma getirebildim ve önemsiz bir şeyden bahsediyormuş edasıyla konuşmaya başladım, gözlerimi etrafta gezdirdim, ellerimi nereye koyacağımı bilemedim.
"İşte bütün mesele bu. Bulunmak. Ben seni sobeledim. Şimdi sıra sende. Arkanı dön, gözlerini yum ve beni sobele!"
Bir süre yüzüme bakmayı sürdürdü. Ödüm patlıyordu. Ona baktım ve sır verir gibi fısıldadım.
"Söz, çok iyi saklanmayacağım!"
Ayağa kalktı. Sanırım gidecek. Ben olsam ben de kendime en fazla bu kadar katlanabilirdim. Arkasını dönerken gözlerini yumduğunu gördüm. Kaşlarımı çattım. Olduğu yerde durdu ve yavaşça saymaya başladı.
"Bir, iki, üç, dört,"
Buraya kadar ne yaptığını merak ederek olduğum yere çakılı kaldıysam da anlamaya başladım. Elbette!!! Saklambacın kuralıydı bu. Saymak! Bunu gerçekten yapıyor mu? Devam ediyor.
"...beş, atı, yedi, sekiz,"
Hala ediyor.
"...dokuz, on!"
Bitti.
"Sağım solum sobe,"
Hayır, bitmemiş.
"...önüm arkam her yer sobe!"
Bana döndü, göz göze geldik, gülümsedi.
"SOBE!"
Sanırım uzunca bir süre şaşkınlıkla mutluluk arasındaki o kaygan yokuşta bir yere çarpmadan ilerleyebilirim. Çünkü;
"Bu oynadığım en güzel saklambaçtı!"
Kurulmamış Diyaloglar
SIR: Elma

Yorumlar

  1. Bu bir yazı...
    Bu bir hayal.
    Bir diyalog?
    Bir film sahnesi!

    Bu her neyse. Her neyse; akşama doğru, yağmur çiselerken ve çok müşteri yokken, küçük bir çay bahçesinde eski tren istasyonunu izlediğim sırada içtiğim çay gibi kokuyor. O kokuya "harika" deyip geçiştiremem.

    Kaleminize sağlık! ! ! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu da benim için "güzel" diyerek geçiştiremeyeceğim bir yorum.
      Gerçekten bu yazı hakkında böyle güzel bir cümle kurmanız beni heyecanlandırdı! Ben ne yazdım ki, dedirtti! :)

      Çok mutlu hissettirdiniz! Size çok teşekkür ederim! ! ! :)

      Sil
  2. Sanırım şimdi bir demlik daha çay demleyip, Adrian'dan öf öf açmam gerekiyor... Ben biraz geç kaldım kusura bakmayın lütfen...

    Mobilden okudum, birazdan bilgisayarı açıp blogu talan etmeyi düşünüyorum.

    Yüreğinize dert değmesin...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Estağfurullah. Yorumunuz için teşekkür ederim.

      Sil
  3. Bir süredir yeni yazı yok, nereye gittiler? :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İz sürüyorum, diyeyim. Bulursam getireceğim! :)

      Sil
  4. Yine çok güzeldi. Zaten sizin yazılarınızı seviyorum. Böyle diyalog şeklindeki yazılarınızsa başka oluyor. Alıntılayabileceğim pek çok yer var yazınızda. Kısa bir yazı aslında ama öyle işte. En sevdiğim kısım da buydu ama:

    "Biliyor musun, insanlar kendilerini birbirlerinden öyle iyi saklıyorlar ki sonra kendileri bile bulamıyorlar saklandıkları yeri. Bu yüzden ben saklambaç oynamayı reddediyorum."

    Kaleminize sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, bunları duymak çok güzel. :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Vincent van Gogh’u Anlamak

Kendini Sıfırlayan Adam

Sezen'le konuştum: "Bekle." diyor.

Konuşamadıklarımızdan mısınız?

Tuşların Tıkırtısı: Tak tak taka tak!