Kendini Sıfırlayan Adam

Resim
"Kendini sıfırlamaktan hiç korkmuyorsun." diyerek zafer kazanmış gibi gülümsedim. Gözlerini kısıp tebessüm etti. "Bu ne demek?" Başımı eğip kaldırdım. "Cesursun. Benim asla kaldıramadığım bir cesurluk. Hiçbir şeyin kendinden daha önemli olmasına izin vermiyorsun, kendinden o kadar eminsin ki her gün yeniden hayatını sıfırlayabilirsin, her gün yeniden başa dönebilirsin ve istediğin yere kadar gelip hiçbir kaygı duymadan bunu tekrar tekrar yapabilirsin." "Peki neden gülümsüyorsun?" Duraksadım. Tekrar gülümsedim. "Hoşuma gidiyor."
Gülüşüm katlanarak arttı ve yüzümde gizlice yayıldı.
"Hal böyle olunca benim yapamadığım şeyleri yapabilen insanların atmaktan kaçındığı o mütevazi zafer çığlıklarını ben atmak istiyorum. Tamamen içimden gelen bir şey." diye sürdürdüm konuşmamı. "Imm..." diye mırıldandı kaşlarını kaldırırken. "Imm..." dedim taklidini yaparak. Güldü ve bir şey söylememi bekledi. Gözlerimi yumup oyunba…

Ev

Son birkaç aydır sık sık düşündüğüm ve çocukluğumdan bu yana beni etkisi altına alan bir şey var. Şehirler arası otobüsle seyahat ederken cam kenarında oturup koltuğa yayılıp bütün yol boyunca geçip gittiğimiz ama hiç ayak basmadığımız yerlere bakıyoruz, birçoğumuz bunu yapıyoruz. Belki yolda saatlerin geçmesi için oyalanıyoruz, belki de bir dağın eteğine kondurulmuş minik bir evden yayılan gizemli hayatların büyüsüne çekiliyoruz. İçinde kimler yaşıyor, neler yaşıyor, tam ben baktığımda ne yapıyor ve orada mutlu mu, gibi sorularla merakla bakıyoruz. Bu konuda yalnız olmadığımı biliyorum.

İşte son zamanlarda kendimi tüm dünyadan izole olmuş o evlerden birinde yaşarken hayal ediyorum. Şehirden daha zor yaşam koşullarına sahip olduğunu biliyorum ama mutluluk da kolay yerlerde bulunmuyor. Bundan birkaç sene önce tam bir şehir insanıydım. İstanbul'a tapan, içinde nefes alsam yeter diye düşünen ve bir türlü ondan kopamayan bir insandım. Sonra bu büyük aşk bitti. Doydum. Çok doydum. Geçen onca zamandan sonra burada yaşamanın beni çok doyurduğunu ve esas aç olduğum şeyin bir dağ eteğine kondurulmuş minik bir ev olduğunu anlamam için şehir hayatından olabildiğince uzaklaşmam gerekiyormuş. En azından daha küçük bir şehirdeki trafiksizliği, başka yerde yaşayabilen insanları görmek bunu anlamak için küçük bir başlangıçtı. Ama ben o zaman bile anlamamıştım. 

Tekrar tapınağa dönüp kaosla karşılaşana kadar. Artık biliyordum, diğer şehirlerdeki ve kasabalardaki ve dağ eteklerinde bir başına duran evlerdeki insanların hayatı daha sindirerek yaşadığını. Esasında benim tapınağımdan başka tapınakların daha yaşanılası olduğunu artık biliyordum. Bu bilgiyle de daha fazla mücadele edemiyor ve o dağ eteğindeki minik evin hayaliyle yaşıyorum. 

Doğrusu benimkine tapınak bile denemezdi.


Yorumlar

  1. "Şehirden daha zor yaşam koşullarına sahip olduğunu biliyorum ama mutluluk da kolay yerlerde bulunmuyor."
    Kesinlikle!..

    Şehre doyunca, kalabalıktan, insanlardan bıkınca, ben de gitmek hayaliyle yaşadığımı fark ettim. Dediğiniz gibi, hayatı sindirerek yaşayacağım yerlerde olmayı...

    Kaleminize sağlık, efendim!!! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım içimizde yanıp tutuşan bu hayali gerçekleştirebiliriz.

      Çok teşekkür ederim, değerli yorumunuz için!!! :)

      Sil
  2. Otobuste giderken şu ışığı yanan evde ben yaşıyor olsam düşüncesi tek bende oluyor sanıyordum. Yazınızı okurken iç sesimle konuştum sanki...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Emin olun bu kadar insanın yaşadığı bir dünyada hiçbir düşüncede yalnız değilsiniz, bunda olduğu gibi. :)
      Değerli yorumunuz için teşekkür ederim!

      Sil
  3. Bir yere gitmekten ziyade, o yere giderkenki yaptığım yolculuğu seviyorum ben de. Dediğiniz şeyi ben de düşünmüşümdür. Şehir yaşamı, kalabalık, çeşit çeşit insan, çeşit çeşit sorun insanı gerçekten yoruyor. Ki bazı sorunlar bizim sorunumuz olmasa bile bizi yıpratabiliyor. Sorunlar her yerde olabilir tabi ama sakin bir yerde yaşamak belki de daha güzel olurdu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Elinde olsa gitmekte olduğu yere daha geç varmak için yolları uzatacak bir insan yorumuydu bu! :) Kim bilir sakinlik ne güzel bir gerçektir!
      Değerli yorumunuz için teşekkürler!

      Sil
  4. Kaleminize sağlık. :)

    Yaşam o kadar eşsiz ki... Başkalarının kafalarından, gönüllerinden geçeni, üzüntülerini, sevinçlerini, kaygılarını, kısacası her şeyini merak ediyor insan. Doğumumuzdan ölümümüze kadar bir hayatı yaşıyoruz ve fazlasını arıyoruz sanırım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her zaman fazlasını ve tam aksini istiyoruz sanırım.
      Çok teşekkür ederim. :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Vincent van Gogh’u Anlamak

Kendini Sıfırlayan Adam

Sezen'le konuştum: "Bekle." diyor.

Konuşamadıklarımızdan mısınız?

Tuşların Tıkırtısı: Tak tak taka tak!